3 Temmuz 2013 Çarşamba

ayakkabı

Denemelerine rağmen henüz kendi ayakkabılarını giyemiyor Doğa. Giyemiyor olması çıkaramadığı anlamına gelmesin; yere oturuyor cırt cırtlarını açıyor eliyle çekip çıkarıyor ya da diğer ayağı ile öbür tekini ittirerek çıkartıyor ayakkabılarını. 

Keşke o ayakkabıları biraz daha büyük olsaydı da ayağını içine kolayca sokabilseydi. Bir sabah bunu dilemiş olmalı ki, sokak kapısının önünden geçerken bu manzara ile karşılaştım! 

"Aklın yolu bir; benim ayakkabım küçükse ben de daha büyük bir ayakkabı bulur ve onu giyerim. Tabi ya! Neden bunu daha önce düşünmedim?" der gibi bir hali vardı Ali'nin ayakkabılarını denerken. Bunu tabi başka keşifler takip etti. "Bakayım benim ayakkabım babamın ayakkabısının içine girer mi?"


"Peki ya annemin ayakkabılarını elime giymeyi denesem?" Bence kendi ayakkabılarımı ayağıma giymekten daha kolay olur, dur bakayım..."

Haziran'da bu keşifleri yapan Doğa şimdi kendi terliklerini kendi başına giyebiliyor, bakalım ayakkabılarını ne zaman giymeye başlayacak?

2 Temmuz 2013 Salı

ruhun gıdası

Doğa'nın müzik tutkusunu anlatmaya başlamışken devam edeyim madem.. Rock ve pop müziğe olan ilgisinden bahsetmiştim. Bu sayede klasik gitar, elektro gitar, mızıka ve davullarla tanışmıştı. Sevdiği her enstrümanın nasıl çalındığına dikkatle bakan Doğa, varsa evde mevcut olan müzk aletlerini, yoksa eline geçirdiği benzer şekildeki aletleri enstrüman olarak kullanmayı ihmal etmiyor. 

(Mızıka - Ocak 2013)

 (Hokey sopası ile gitar - Mayıs 2013)

Mikrofon ise ayrı bir tutkusu. Kendi bestelerini eski bir duş başlığına geçirdiği karton bir ruloyla yaptığı mikrofonla evde gezinerek söylüyor. 

(Mikrofon - Mayıs 2013)

Doğa'nın aslında en çok klasik müziğe düşkünlüğü var. Doğmadan önce karnıma dayadığım minik kulaklıklarla onunla dinlediklerimi paylaşıyordum. Henüz televizyon seyretmese de, çeşitli filarmoni orkestralarının konser kayıtlarını kendisi ile birlikte izliyoruz. Doğa, kalabalık orkestraları, konuk sanatçıları ve onları yöneten şefleri büyük bir dikkatle ve tabi taklit ederek izliyor. Şimdiye dek keman, kontrbas, flüt, zilofon ve pianoyu ayırd etmekle kalmayıp, çalınış şekillerini taklit etmeye başladı. Hatta arabada ya da dışarıda bulunduğumuz mekanlarda dinlediği müziklerde hangi enstrümanı duyduğunu size söylemeyi de ihmal etmiyor. Eeee, müzik ruhun gıdasıdır diye boşuna dememişler. Doğa da, yemeklerle beslendiği kadar müzkle de besleniyor! 

beat it

Doğa'nın yemekle olduğu kadar müzikle de arası pek iyi. Bundan aylar önce favori parçası Queen'den Bohemian Rhapsody idi. Her sabah uyandığında Ali'den ya da benden ona bu şarkıyı çalmamızı isteyen Doğa, şarkı başladığında Freddie Mercury'e "mamaaaa uuuuuuu" diye eşlik ediyordu. Günde en az 15 defa dinlediğimiz bu müthiş besteyi yaklaşık 3 ay süreyle her gün dinledik!

Mayıs ayından itibaren Doğa'nın favori şarkısı Michael Jackson'dan Beat It. Bu şarkıyla da müthiş eğlenen Doğa, her sabah kahvaltıda yine onlarca defa üst üste bizden Beat It'i çalmamızı talep ediyor. Kendi figürleriyle şarkıya eşlik ederken onu görmeniz lazım. Ben hayranlıkla seyretmekten kendisini videoya çekmeyi başaramasam da, benden bir sabah kahvaltı sonrasında şarkıyı açmamı isterkenki halini yakalamayı başardım. Ama az sonra seyir eğlerken anlayacaksınız ki, benim onu kameraya almam büyük vakit kaybı. Yüzündeki ifadeden beklemekten sıkıldığı ve bir an evvel şarkıyı dinlemek istediği apaçık ortada. Üstelik 7. defa dinlemesine rağmen.. (Videoyu seyrederken Doğa'nın süt bıyığına, ciddiyetine ve bana şarkıyı açtıramadığı için anne ve Burcu deyişine dikkatinizi çekerim, beni çok güldürüyor)


The Sound of Music müzikalinin Do Re Mi Fa'sı yine Doğa'nın favorilerinden. O da tahmin edeceğiniz üzere sık sık ve defalarca dinleniyor evimizde. Do, do, do, dooooo diye haykırıyor. O minik bedenden o koca ses nasıl çıkıyor bilmiyorum ama inanın günümün neşesi. Ardından gelen danslar, el şaklatmalar ve sonra kendini alkışlamalar ise cabası. Bizim evde her gün şenlik var anlayacağınız. 


9 Haziran 2013 Pazar

yine bodrum

Bodrum ziyaretlerimizin Doğa'nın hayatına ne kadar katkı koyduğunu daha önceden yazmıştım. Bizim için Bodrum bir öğrenme ve büyüme yeri. Geçtiğimiz Nisan ayında 10 günlüğüne yine Bodrum'da idik. Bu sefer hem Doğa daha büyümüş, hem de artık Bodrum'u tanır hale gelmişti. Tahmin edeceğiniz üzere Doğa yine dolu dolu bir 10 gün geçirdi ve yeni ilklere imza attı. 

Bu gidişinde Doğa usta bahçivan ünvanını almaya hak kazandı. Her sabah erkenden uyanıp, dedesine bahçeyi sulamaya yardım etti. Hortum ve başındaki tabancasına hayran kalan Doğa, hızını alamayıp, bahçedeki süs havuzunu ve sokağı bile suladı. Tabi sabah sulamaları onu kesmeyince, akşam üstü plaj dönüşü bir posta daha suladı her yeri. Hiç yoruldu mu? Yok canım, olur mu? Kurbağa desenli yazlıkçı sandalyesi bile vardı, yorulursa oturarak sulasın diye!

Deniz kenarında ise dolu eğlence vardı Doğa için. Sevimli ördekler, azılı kaz kardeşler, kediler ve köpekler günün neşesi iken, kazma, kürek, tırmık ve kalıplar ise saatlerini geçirdiği oyuncakları oldu. Kumlara geçen senekinden daha fazla ilgi duyan Doğa, kum taneciklerini daha yakından gözlemleyebilmek için burnunu kumların arasına gömmeyi bile sorun görmedi kendine. İskelenin üzerine çıkıp, topladığı taşları denize atmayı ve taşları bittikçe etrafında kim varsa ondan daha fazla taş toplamasını istemeyi de ihmal etmedi. Güneşin yumuşadığı akşam saatlerinde bir şezlong bulup, keyif çatan Doğa, akşamları da günlük tutulan balıkları mideye indirdi (her Bodrum tatilinde yaptığı gibi).  


Doğa'nın bu seferki Bodrum ziyaretinin en enteresan ilki ise sabah 7.30'da sahile inip, yeni tutulmuş balıklardan birini kahvaltıda yemek oldu. Tekneyle iskeleye yanaştığı gibi balıkları Doğa'nın önüne döken Özer abinin yakaladığı koca bir palamut az sonra ızgarada pişmiş ve Doğa'nın önüne kahvaltı olarak konmuştu. 

Kumsalda oynadığı günlerde Doğa başka bir olaya daha tanıklık etti. Bir teknenin yaza hazırlanışı ve elden geçişini izledi. Günlerce ahşap parçaları zımparalanan, içi ve dışı temizlenen bir tekne, dönüşümüze 1 gün kala suya inmeye hazır hale geldi. Tabi son kontrol için Doğa da teknenin içine girip göz attı. Tekne hazırdı. İmece ile bakımı yapılan tekne, yine imece ile yaklaşık 15 kişi tarafından suya bırakıldığında kopan sevinç çığlıkları Doğa'yı çok mutlu etti. Böylece yerel zevkler ve alışkanlıklar da Doğa'nın hayatına dokunmuş oldu. 

Yine harika bir tatil yapmış, öğrenmiş ve büyümüş oldu Doğa.

6 Haziran 2013 Perşembe

yemek

Doğa yemeyi sevdiği kadar yemek yapmaya ve yemek yapılan malzemeleri tanımaya da meraklı. Mutfakta hep birlikteyiz, bana yemek yaparken yardımcı oluyor. 

En sevdiği işlerden biri köfte yoğurmak ve yuvarlamak. Sandalyeyi tezgahın kenarına çektik mi, Doğa kollarını sıvıyor ve sabırla köfte harcının hazırlanmasını bekliyor. Hepsi karışıp hazır olunca, Fisun Teyze'nin ona diktiği şef şapkasını takıyor ve parça parça kopararak, köfteleri yuvarlamaya başlıyor. Sonra tavaya da diziyor elbet. Tavaya dizerken sanıyorum bazen iyice tavaya yapıştıklarına emin olmak istiyor çünkü hepsinin üzerine üçer beşer şaplak atıp tek bir köfte haline gelene kadar yayılmalarına müsaade ediyor!

Başka bir mutfak eğlencesi ise kuru gıda dolabını her gün yeniden keşfe çıkmak. Dolabın kapağını açınca başka bir dünyaya adım atıyor Doğa sanki. Kavanozlar tek tek çıkıyor, kapakları açılıyor, koklanıyor ve tabi aralarından bazı şanslı gıdaların tadına bakılıyor.. Ne mi? Mesela bazı günler biraz kekik tadarken bazı günler, 1-2 mercimek tanesi deniyor. Bul biberin kokusunu içine kadar çekip, "acı" diyor ve kapağını kapatıyor. Arpa şehriye kavanozuna ise elini daldırıp, 10 dk kadar parmaklarının arasından kayış hissini yaşamaya bayılıyor Doğa. Ama alkışların çoğu tabi ki makarnaya gidiyor. 

Bizde ıskartaya çıkan tencere tavalar tabi ki Doğa'nın oluyor. Çünkü şef Doğa kendi hayali ocağında bu tencere ve tavalarla yemek pişiriyor. Bazı günler şekilli kurabiye kalıpları pişiriyor, bir gün çakıl taşları, sonraki gün de oyun hamuru pişiriyor. Hepsini itina ile diziyor, ama önce mutlaka tavanın dibine azıcık hayali zeytinyağı koyuyor. Çıt çıt sesi ile hayali ocağının altını yakıyor ve tahta kaşıklarla yemeğini güzelce karıştırıyor. 

Doğa, mutfağını temiz tutanlardan; dökülen saçılan birşey olursa hemen içeriden faraş ve süpürgeyi kapıp, ortalığı da temizliyor. Ne diyebilirim, bu merakı devam ederse Doğa ile birlikte yaşayanlar yaşadı!