11 Nisan 2013 Perşembe

suyun kaldırma kuvveti

Su ve önlük demiştik ya, Doğa'nın oyunları çeşitlendi tabi. Şimdilerde akşam sefasını lavaboya doldurulan sular ve yüzdürülen gemiler ile yapıyor. 

Geçen gün yine birlikte bir keşfimiz oldu. Doğa banyo dolaplarından birini düzenlerken beyaz, yuvarlak, plastik bir parça buldu. Bu ne diye gösterdiğinde ilk başta ben de çözemedim. Sonradan hatırladım ki lavabonun su giderini tıkamaya yarayan parça. Hmmm. Nasıl anlatabilirim Doğa'cım sana? Hadi gel.. 

Çektik sandalyemizi lavabonun başına, Doğa çıktı üzerine ve dikkatle beni izlemeye başladı. Açtım musluğu, başladı sular akmaya. Tıpayı aldım kapattım deliğin üzerine ve demonstrasyon başladı. Doğa'nın tipik "a-aaaa" şaşırma sesiyle banyoda eğlence başladı. Su artık kaybolmuyor ve lavaboya doluyor! Büyük sevinç ve çoşkuyla alkışlar koptu. Ardından dolan suları elleriyle sevmeye sonra zevkle tokatlamaya başladı. Çığlıklar ve kahkahalar devam ederken aklıma yakın zamanda hediye gelen plastik gemiler geldi. "Bir dakika bekle Doğa'cım hemen geliyorum" diyip fırladım. "Yeşil, mavi, sarı ve kırmızı, dört tane gemimiz var, sence bunlar yüzer mi?" diye sordum. Soru işareti ile bana baktı Doğa. "Peki, denemek ister misin? Şap, şup, pat. Hepsi sırayla suya girdi. Lavaboya dolan suyun hikayesi birden eskidi ve suyun üzerinde kalan gemiler yeni bir gündem oluşturdu. 

- Suda yüzmek mi? 
- Nasıl oluyor bu iş? 
- Peki batmaz mı bunlar? 
- Bi bakayım.. 

Doğa'nın suyun kaldırma kuvvetini keşfinden kısa bir video sizlere..



ayakkabı

Hepimizin ayakkabıları kirleniyor. Biz de tozlanmış ya da çamur olmuş ayakkabılarımızı temizlemek için kullandığımız bezler ya da cilalı süngerleri kapı girişinde minik bir çekmecede tutuyoruz. Giyeceğimiz ayakkabı kirliyse temizleyip, öyle evden çıkıyoruz. Çok da farkında olmadan icra edilen günlük bir alışkanlık. Ama birisi fark etmiş! Bakınız Doğa bu ritüeli nasıl uyarlamış..


Haksız değil. Ayakkabının en kirli kısmı tartışmasız tabanı. Neden orası temizlenmesin ki? 

10 Nisan 2013 Çarşamba

kar

Geçen sene son baharı çok farkında geçiremediği gibi, kışın ve yağan karın da tadına varamamıştı Doğa. Geçtiğimiz kışın aksine, bu sene şansına sadece bir defa kar yağdı Ankara'ya. Fırsat bu fırsat diyerek ben de Doğa'yı karla tanıştırmak istedim. 

Sabah uyandığında yatak odasından bahçenin karla kaplı olduğunu görünce önce bir a-aaa (bu ses gerçekten duyulmaya değer, bana kahkaha attırıyor) dedi sonra soğuk cama burnunu yapıştırıp, yakından görme çabası içine girdi. Bu minik olayla nefesinin camda buhar yaptığını da keşfeden Doğa'ya dışarıya çıkalım mı diye sordum. Başını iştahla yukarı aşağı salladı, gözleri koca kocaman.. Paltolar, ayakkabılar giyile, atkılar takıla o halde! Hemen bir çırpıda giyindik ve bahçeye çıktık. 

Ben de en az onun kadar merak içindeydim. Acaba ne yapacaktı? Normalde paldır küldür verandadan çimlere koşan Doğa bu defa uzun uzun karla kaplı çim alanı seyretti. 



- Kara basmak ister misin Doğa'cım?
- (Başıyla) I-ııh. 
- Dokunmak ister misin peki? 
- ..... (Ses yok)
- Biliyor musun, bu suyun katı hali. Hani içtiğimiz, elimizi yıkadığımız su var ya, o donunca minik kristaller oluşuyor. Bir sürü minik kristal var burada, kar tanesi yani. Yakından bakmak ister misin? 
- ..... (Ses yok)

Elime biraz kar alıp ona uzattım, çekinerek dokundu. 

- Soğuk değil mi? 
- ..... (Sessizce evet anlamında başını sallıyor)
- Tutmak ister misin?

Elimden alıp 1-2 saniye bakıp, geri yere bıraktı. 

- Peki, üzerinde dolaşmak ister misin? 
- ..... (Sessizce evet anlamında başını sallıyor)

ve sonra bahçeye çıktık. Yerde dolaştıkça arkasında ayak izlerinin çıktığını ona gösterdiğimde çok hoşuna gitti. Bir adım atıyor, geriye dönüp bakıyor. Bir adım atıyor, geriye dönüp bakıyor. Yanakları soğuktan kızarana kadar gezdi durdu karın üzerinde. Böylece ilk defa karla da tanışmış oldu!