24 Temmuz 2013 Çarşamba

gözlük

Geçenlerde arabada giderken Doğa'nın arkadan bana seslendiğini duydum. "Anneee, güneş, güneş!" Bir döndüm ki arkama güneşliğin alt tarafındaki boşluktan minik gözlerine ışıklar kaçıyor. O anda durma şansım da olmadığı için bir süreliğine gözlerini kapamasını önerdim. Yaptı yapmasına da, gözünü her açtığında güneş olduğu gibi duruyordu. Yön değiştirmeyeceğimi de hatırlayınca, belki de eliyle siper almasını anlatabilirim diye düşündüm. Tabi direksiyon başından direktif verince adam gibi anlatamadım da. Yavrum elini gözünün yanına tutmak yerine komple üzerine kapamayı çare buldu haklı olarak. Pek bir güldürdü yine ikimizi bu durum. Ben gülüyorum, o da gülüyor ama sonucu sağa dönene kadar değiştiremedik maalesef. 


Sonra Doğa'ya sordum. Doğa'cım sana da bir güneş gözlüğü alalım ister misin? Büyük heyecanla evet dedi. "Tamam" dedim, yarın ilk iş gözlük almaya gitmek. Tahmin edeceğiniz üzere Doğa kendi gözlüğünü kendi seçti. Ayna karşısına geçip denediği 4 gözlükten ilkini aklına koyan Doğa, açık ya da kapalı mekan fark etmeksizin gözlüklerini her yerde taktı o gün. Korkunç sevimli bir görüntü tabi. Küçük bir insanda güneş gözlüğü hiç alışık olduğum bir durum olmadığı için baktıkça içten kıkırdıyorum, ama onun da çok hoşuna gitti diye keyfine mani olmak istemedim. 


Bir ara yoruldu Doğa, arabasına bindirdim, ama hala konuşmaya ve gülmeye devam ediyorduk. Sonra bir soru sordum, şimdi ne olduğunu hatırlamıyorum ama normalde tepkisiz kalmayacağı bir soru idi. Baktım ses yok, bir daha tekrarladım sorumu. Yine cevap yok. Aaaaa? Ne oldu acaba diye durdum, arabanın önüne geçtim, yine tepki yok. Sonra gözlükleri bir çıkardım ki Doğa uyumuş. Hahaha! Tam kamera şakası gibi oldu. Çok güldüm tabi kendi kendime.  



bezelye

Doğa'yla mutfakta yapmayı sevdiklerimizi yaz yaz bitmiyor! Geçtiğimiz haftalarda bir kaç kilo bezelye almıştım. Bezelyeyi ailecek pek bir seviyoruz. Biraz yiyelim biraz da kış için donduralım diye düşünmüştüm. Eve geldiğimde kilo kilo bezelyeye bakıp, "Ayıklanacak ne çok bezelye var, saatlerimi alacak" diye düşünürken, yemek yapmaktan çok hoşlanan Doğa'ya bir teklifte bulunmaya karar verdim. İyi ki de vermişim! Diyaloğumuzu aynen paylaşıyorum;

B: Doğa'cım? Bu bezelyeleri kabuklarından ayırmam gerekiyor, hem pişirebilmek hem de dondurabilmek için. Ama doğrusunu istersen iş gözümde büyüdü. Acaba benimle birlikte ayıklamak ilgini çeker mi? Hem birlikte daha hızlı yapabiliriz hem de eğlenceli bir işe dönüşebilir belki, ne dersin? 

D: Evet, Doğa da yapçak! 

B: Yaşasın! (Şimdi dürüst olayım, üzerimdeki yük gerçekten yarıya indi gibi hissettim)


Daha önce bahsetmiş miydim bilmiyorum ama, Doğa yaptığı her işi çok ciddiye alır. Hemen 'yeni öğrenme' suratını takındı ve büyük bir dikkatle beni izlemeye başladı. İki büyük kap çıkardım; biri kabuklar, diğeri ise bezelye taneleri için. Sonra o kapların ortasına bir torba ayıklanmamış bezelye koydum. Karşılarına da iki minik tabure. Karşılıklı oturduk. Elime bir bezelye aldım ve nasıl açıldığını gösterdim. Doğa, içindeki taneleri görünce güldü, 'bak, bak!' diye bana yeniden gösterdi heyecanla! Parmağımı ince uzun keseceğin içine sokarak, hooop diye kaydırdım, taneler kaba döküldü. Gülüştük. 'Doğa, Doğa!' diye bağırdı Doğa. Kendi de yapacaktı. 


Önceleri kabukların başını aralayıp, ona versem de kendisi 4-5 ayıklamadan sonra işi çözmüş, kendi açmaya veya ayıklamaya başlamıştı bile. Nasıl da güzel ayıklıyor bir görseniz. 



Bir ara baktım, taneleri yanlışlıkla diğer kaba atmış, kabukları ise tanelerin olduğu kaba. Ne yapacak diye merak içindeyken, durdu, bir terslik olduğunu fark etti ve hemen hareketini geriye çevirdi. Durumu düzeltti. İçimden 'pes doğrusu!' dedirten bu olay, beraberinde Doğa'ya duyduğum hayranlık ve içten bir kahkaha ile vücut buldu. 

Böyle böyle derken, 3 kilo bezelyeyi Doğa ayıkladı. İnanılır gibi değil. Çok sohbete konu oldu tabi tahmin edeceğiniz üzere, ama bildiğim tek bir şey var o da Doğa ile yapınca her iş çok zevkli ve tartışmasız daha kolay!