En sevdiği işlerden biri köfte yoğurmak ve yuvarlamak. Sandalyeyi tezgahın kenarına çektik mi, Doğa kollarını sıvıyor ve sabırla köfte harcının hazırlanmasını bekliyor. Hepsi karışıp hazır olunca, Fisun Teyze'nin ona diktiği şef şapkasını takıyor ve parça parça kopararak, köfteleri yuvarlamaya başlıyor. Sonra tavaya da diziyor elbet. Tavaya dizerken sanıyorum bazen iyice tavaya yapıştıklarına emin olmak istiyor çünkü hepsinin üzerine üçer beşer şaplak atıp tek bir köfte haline gelene kadar yayılmalarına müsaade ediyor!
Başka bir mutfak eğlencesi ise kuru gıda dolabını her gün yeniden keşfe çıkmak. Dolabın kapağını açınca başka bir dünyaya adım atıyor Doğa sanki. Kavanozlar tek tek çıkıyor, kapakları açılıyor, koklanıyor ve tabi aralarından bazı şanslı gıdaların tadına bakılıyor.. Ne mi? Mesela bazı günler biraz kekik tadarken bazı günler, 1-2 mercimek tanesi deniyor. Bul biberin kokusunu içine kadar çekip, "acı" diyor ve kapağını kapatıyor. Arpa şehriye kavanozuna ise elini daldırıp, 10 dk kadar parmaklarının arasından kayış hissini yaşamaya bayılıyor Doğa. Ama alkışların çoğu tabi ki makarnaya gidiyor.
Bizde ıskartaya çıkan tencere tavalar tabi ki Doğa'nın oluyor. Çünkü şef Doğa kendi hayali ocağında bu tencere ve tavalarla yemek pişiriyor. Bazı günler şekilli kurabiye kalıpları pişiriyor, bir gün çakıl taşları, sonraki gün de oyun hamuru pişiriyor. Hepsini itina ile diziyor, ama önce mutlaka tavanın dibine azıcık hayali zeytinyağı koyuyor. Çıt çıt sesi ile hayali ocağının altını yakıyor ve tahta kaşıklarla yemeğini güzelce karıştırıyor.
Doğa, mutfağını temiz tutanlardan; dökülen saçılan birşey olursa hemen içeriden faraş ve süpürgeyi kapıp, ortalığı da temizliyor. Ne diyebilirim, bu merakı devam ederse Doğa ile birlikte yaşayanlar yaşadı!