23 Ağustos 2012 Perşembe

yaş sahibi olmak

Artık Doğa'nın da bir yaşı var. Hem de öylesine bir yaş değil, 1 yaş gerçekten. Hani hep söylenir; "zaman öyle bir geçiyor ki, ne ara büyümüşler anlamıyorsun" diye, öyle oldu hakikaten. Geçen sene bu zamanlarda henüz dirseğimden elimin ucuna kadar olan boşluğa sığan küçük insan bu sene 12 dişi ile ayakta durabilen, derdini ses ve işaretlerle anlatabilen, sevinen, seven, kızan, üzülen, şaşıran, korkan, dinleyen, anlayan bir birey. Nasıl bir coşkudur bu tanıklık? İçim içime sığmıyor. Sevgimi, bedenimde, elimde, dilimde tutamıyorum. Taşıyor ve akıyor sanki. Daha ne kadar sevebilirim ki diye soruyorum kendime, aklımda Sibel'in sözleri çınlıyor: "Her gün daha da fazla.." 

Doğa, 2 Ağustos'ta bu hayattaki 1 yılını doldurdu. Bir sürü yenilik sığdırdı bu geçen yıla. Önce şaşırdı, belki de biraz korktu. Gördükçe tanıdı, güven geliştirdi bazılarımıza ve çevresine karşı. Duydu, kokladı, tadına baktı, anladı, hatırladı. Kendi hatıralarını ve anılarını biriktirmeye başladı. Yedi, işledi, sindirdi, gerekliyi aldı, kalanını attı. Değişti. Büyüdü. Öğrendi, kullandı. Düşündü, yarattı. 

Hiç yakından izlememiştim. Bir insan nasıl büyür, bu denli düşünmemiştim. Fevkalade bir süreç. Hayranlıkla izliyorum Doğa'yı. İnanamıyorum. Aslında bir taraftan inanıyorum çünkü gözlemliyor ve görüyorum ama şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Gizlemek istediğimden de değil de, büyüleyici bir süreç işte yaşadığım. 

Şansımın farkındayım. Bir küçük insanın gelişimine tanıklık ediyorum. Birey oluşuna. Hayatı durdurup da yapabildiğim tek şey; O'nu izlemek. Ne büyük lüks. "Vay canına". Bu iki kelime içimde sık sık tekrarlanıyor. Hergün belki de, hem de birkaç defa. 

Bir sene önce de yazmıştım; Doğa doğdu, onunla birlikte ben yeniden doğdum. Bugünün anlamı bambaşka benim için, gözümden aşkla yaşlar akıtıyor, içim içime sığmıyor. Büyüyor da büyüyorum sanki. 

Doğa, iyi ki katıldın hayatımıza, iyi ki seni tanıyorum, her gün sana dokunup, senden öğreniyorum. İlk yaşın kutlu olsun. Var oldukça bu güzel başlangıçtan güç al dilerim. Gözünden ışık, aklından sevgi eksik olmasın. Sağlıkla büyü, seni seviyorum. 

ilk yaz tatili

Ailecek uzuuun zamandır yolunu gözlediğimiz tatile nihayet Temmuz sonunda çıkmayı başardık! Doğa'nın ilk tatili olan bu seyahat sırasında bir hayli gezdik; İzmir, Bodrum, Datça ve yine Bodrum'da kalarak çok eğlenceli ve bir o kadar da hareketli günler geçirdik. Bu seyahatin önemli ilkleri vardı tabi. Doğa'nın ilk denize ve havuza girişi, ilk kumda oynayışı, ilk 10 saatlik araba yolculuğu ve yazarken paylaşacağım daha niceleri. 

Yolculuğumuzun ilk durağı olan İzmir'de Doğa büyük babaannesi, büyük dedesini ve büyük anneannesini ziyaret etti, kuzenlerini gördü. Gümüldür'ün serin ve dalgalı sularında ilk kez deniz ile tanıştı, biraz korktu ve endişelendi ama dalgaları seyretmek hoşuna gitti. Sıcak bir 23 Temmuz günü akşamüstü sularında Ali, büyük anneanne ve ben Doğa'yı alıp deniz kenarına indik. Şapkası ve turkuvaz rengi mayosu ile Doğa dikkatle bundan sonra ne olacağını izliyordu. Babasının kucağında denizin karayla buluştuğu yere ulaştıktan sonra, önce ayakları serin sulara dokundu sonra da bedeni. Ancak şansına o gün dalgaların şahlanacağı ve kocaman sesler çıkaracağı tutmuştu. Doğa biraz ürktü ve ağlamaya başladı. Biz de o günlük denizi uzaktan seyretmeyi tercih edip, dalgaları dinledik. Ertesi gün kuzenlerimiz Buğra ve Nihan'la daha sakin ve hiç dalga olmayan bir kenara gittik, orası Doğa'nın pek hoşuna gitti, elleri ile şap şap suya vurup eğlendi.  

Bodrum'a geçtiğimizde bize Laura ve Ödül katıldılar. Torba koyunda güzel bir yerde yemek yedik. Çok sıcak olduğu için soğuk içecekler içmeyi tercih ettik ve bu içeceklerimizi Doğa ile paylaştık! İlk kez karpuzlu ve kavunlu smoothie'lerin tadına bakan Doğa'nın neşesi yüzünden okunuyordu. Yemeğin ardından ilk havuz sefasını yapan Doğa'yı, Ödül ve Laura yaptıkları su balesi ve oyunları ile çok eğlendirdiler. Sadece havuz sefası ile yetinmedik tabi, akşam üstü denize girdik ve suda oyunlar yaptık. Bodrum'un dalgasız ve sakin denizini daha çok sevdi Doğa. Denizden çıktıktan sonra ise "süt mısıııır" sesini duyar duymaz kendimize bir mısır ziyafeti çektik, bir ilkimiz de bu oldu! Mısır taneciklerinin suyunu emen ve olduğu gibi yutan Doğa, tahmin edeceğiniz üzere ertesi gün mısırları iç işlenmemiş şekilde vücudundan yolcu etti :)


Bir başka ilkimiz ise feribot yolculuğumuz idi. Bodrum'dan feribotla Datça'ya Şirin ve Defne'nin yanına geçtik. Sabah kahvaltısını denizin üzerinde seyahat ederken yapan Doğa, feribotun nasıl suda hareket ettiğini anlamaya çalışır gibiydi. Merakla kucağımda dalgaları ve uzaklaşan kara parçalarını izledi. Sonra elbette dosdoğru gözüne kestirdiği güzel feribot yolcularını gülücükleri ile baştan çıkarmaya koyuldu. Kendisi ile ilgilenen kızlar onu bütün yol oyaladı. Sonra bir de baktık ki Datça'ya gelmişiz! Bizi iskelede Şirin, Defne ve Cevdet Amca karşıladı. Ne büyük sevinç, artık Doğa'nın da bir arkadaşı vardı! 

Datça'da geçirdiğimiz 3 gün boyunca Doğa sevgili Defne ile çok güzel vakit geçirdi ve ondan yeni şeyler öğrendi. Birlikte yemek yiyip denize girdiler, Dağ Başını Duman Almış söyleyip rap rap yürüdüler. Doğa, Defne'nin havuzunda su fışkırtan oyuncaklarla tanıştı, Şirin'in lezzetli kabak yemeğinden yedi. Belki de en keyiflisi Kargı koyunda Defne ile birlikte denize girdiği zamandı. Çünkü arkadaşı ile birlikte denize girmek Doğa'yı oldukça rahatlatmıştı. Denizde onlarla birlikte yüzen ördekleri izleyip, biraz da tuzlu denizin tadına bakıp (!) eğlendiler. 

Datça dönüşü Defne, Şirin, Laura ve Ödül'e veda edip bir gece daha Bodrum'da kaldık. Doğa koca çipuraların tadına bakıp o gece yola çıkmadan önce güzelce karnını doyurdu. Bizim için unutlmaz bir ilk oldu bu tatil. 

Bizlere eşilik eden güzel ailemiz ve can dostlarımıza sonsuz teşekkürler. Doğa'nın bu ilklerini sizlerle paylaşabilmiş olmak bizim için çok keyifliydi.