14 Ağustos 2012 Salı

ilk adımlar

Bu küçük insan hep oturacak mı sanıyorsunuz siz? Haziran'da bir gün geldi çattı ki Doğa koltuğa tutunup, artık önümü, sağımı, solumu şöyle başka açılardan da göreyim dedi ve hoop kendini ayağa kaldırdı. Ertesi gün uyandıktan sonra yatağının içinde ayağa kalkıp onu almam için beklemeye başladı derken, bizimkisi emekleme fazına uğramadan pıtır pıtır evde gezinmeye başladı. Tahmin etmiştim desem hata olmaz; Doğa pratik bir çocuk, uzun yollardansa biraz üstüne düşünüp kestirme alternatifleri tercih ediyor. Yahu ne işim var benim emeklemeyle diye düşünmüş olsa gerek, doğrudan yürümeye geçti. 


Benim açımdan hem mutluluk verici hem de tuhaf bir olay çünkü hayatımda ilk defa bu kadar kısa boylu bir insanla aynı mekanda hareket ediyorum. Gerçekten bazen gözlerime inanmakta zorlanıyorum, çok gülünç geliyor, kahkahayı patlatıyorum. Yahu bu kadar küçük ölçekli bir insan nasıl olabiliyor diye! Hayranlık uyandıran bir mevzu gerçekten. 

Kendinin de çok hoşuna gitmiş olsa gerek, engelleri aşıp, bir yerden bir yere ilerleyince bir sevinç çığlıkları kopuyor ki anlatamam. Müthiş. Bunları tutunarak yapıyor tabi. Masalar, sehpalar, dolaplar, duvarlar bu aralar en yakın dostu Doğa'nın. Onlara tutunup, sarılıp her yere gidiyor. Bizler aramıza onunla biraz mesafe koyup Doğa'yı çağırdığımızda kendi 4-5 adım atıp bizlere de yürümeye başladı. Çok değil, yakın gelecekte artık yürüyen ve kendi keşiflerini yapan bir Doğa ile karşılaşacaksınız!

anne olmak

Anne. Onsuz bir hayat düşünemiyorum. İçinde annem olmayan bir hayat benim için eksik bir hayat olurdu. İyi ki var diye hep şükretmişimdir. An-ımdan bile eksik olmasın varlığı. 

Bu sene ben de anneyim. "Doğa'nın annesi" olmak kadar bana mutluluk veren bir sıfat olamaz herhalde. Ne büyük şans ki aşık olmuşum, birlikte aşk olmuşuz ve can gelmiş katılmış aramıza. Tarifi yok anneliğin ve böylesi bir sevginin. 

Bana bu olağanüstü hisleri yaşattığın için teşekkür ederim Doğa'cım. Annen olmaya doyamıyorum ! 

22 Haziran 2012 Cuma

salıncak

İlk tanışma serin ama güneşli bir pazar gününe tesadüf etti. Oturmasına oturuyor ama koltukta değil, hareket ediyor ama kucakta ya da arabada değil. Peki ya nedir bu şey beni içine koydukları? Adını henüz öğrenemedim ama hoşuma gitti bu nesne. En iyisi mi bir gülümseyim, çünkü kendimi tutamıyorum, çok zevkli!

İlk çocuk bayramını Doğa salıncakların tepesinde kutladı. İleri geri sallanırken gözlerini kapatıyor, rüzgarı yüzünde hisseder gibi keyifleniyor, etrafa ve altından akan zemine bakıyor.. Karşısında durunca bir an için burunlarımızın ucu değecek kadar yakın ama bir an sonra uzanıp ta dokunamayacak kadar uzak oluyor. Güzel şeymiş bu salıncak. Hep salınsak, hep salınsak..

bahar

Baharı hep çok sevmişimdir. Doğa'nın canlanışı, filizlenen yeşiller, kuşların sessizliği bozan cıvıltıları içimi hep kıpır kıpır eder. Bu bahar, evimizin Doğa'sı ile bir başka anlamlı oldu. Onun sevinç kahkahaları ve kıkırdamaları ile dışarıdan çok önce bahar geldi evimize. Cemreler havaya, suya ve toprağa dokundu, Doğa da yeni keşifleri ve dönüm noktalarıyla bizlerin hayatına.. Anlayacağınız yeni bir döneme cap canlı girdik. 


Baharın gelişi pek çok kültürde şenlikler, ritüeller ve bir kaç hafta süren etkinliklerle kutlanır. Biz de Doğa ile neşemize neşe katmak ve bu yeniden doğuşu kutlamak için kendimize eğlenceler türettik. Juju ablamızın hediye ettiği tavşan kulaklarını taktık, Şahin teyzemizin boyadığı yumurtaları yakından inceledik. Bu arada bahçemizde iğne yaprakları açık yeşil tomurcuklarla bezenen mavi ladin dostumuzun ne kadar büyüdüğüne bakmayı da ihmal etmedik. Bu tatlı yarışın birincisi hala açık ara ile Doğa, tabi ki! Boyu uzayan, elleri ve ayakları tombikleşen Doğa artık eskisinden de hareketli. Üstelik yeni tanıdığı objelerin tadına bakmak ve kalite kontrolden geçirmek için artık 6 dişi var!

16 Mayıs 2012 Çarşamba

çeşit


İlk diş çıktı dedik ya, arkadaşları onu yalnız bırakır mı hiç? Hemen ardından diğerleri de geldi! Alt iki ve üstteki dörtlü, ettiler altı. Ohhh, demeyin Doğa'nın keyfine. Tanımak için ağzına soktuğu her şeyi artık ısırabiliyor da kerata. 

Nisan başında "finger food" dedikleri, türkçe meali parmak yiyecekler olan çeşitli zamazingolar tüketmeye başladı Doğa. Aralarında kereviz sapı, kaşar peyniri, yeşil fasülye, türlü türlü biber, uzun ince fettucine parçaları ve pek de parmak şeklinde olmayan kuskus taneleri bulunuyor. Kuskuslarla arası pek iyi değil, hatta konuşabilse muhtemelen onlara gıcık olduğunu söyleyecek ama siz orasını karıştırmayın şimdilik. Bu yiyecekler için bir de ayrıca dip adı verilen soslar hazırlanıyor; yoğurtla, domatesle, peynirle. Hatta sarımsaklı yoğurtla bile tanıştık geçen gün ama ağzımız biraz yandı sanıyorum. Her lezzetin bir bedeli var tabi!

Minicik tontiş parmaklarını kullanmayı ve el-ağız koordinasyonunu geliştirmeyi de teşvik eden bu yeni renkli süreç, Doğa'nın olduğu kadar bizim de hoşumuza gidiyor çünkü fena sevimli anlar yakalıyoruz. Mesela her defasında "bu sefer hakkından geleceğim!" edasıyla parmaklarının arasına  kıstırmaya çalıştığı kuskuslar eline yapışıp ağzına girmeyince Doğa pek bi kızıyor. Ya da ağzına attığını sandığı zeytin parçalarını çiğnemeye çalışıp, aslında ağzının boş olduğunu fark ettiğinde üstünü başını kontrol edip nereye düşmüş olabileceğini araştırıyor. 


Kaybolan yiyecekler oldukça enteresan yerlerden çıkıyor; oturduğu sandalyenin kenarlarından, kollarının içinden ve hatta kulaklarının arkasında bile kuskus taneleri bulmuşluğumuz var! Bunları nasıl başarıyor bilmiyorum ama gerçekten Houdini'ye taş çıkarır cinsten numaraları var. 


Yeni tatları denemeyi seviyor Doğa. Bizimle sofrada otururken yediklerimizi dikkatlice inceliyor, önceden görmediği yiyecekler için küçük sevinç çığlıkları atarak, ilgisini ve heyecanını bizimle paylaşıyor. Yeni tanıştığı her yiyecekte yüzünü ekşitip, sevmeyecekmiş numarası yapsa da afiyetle hepsini mideye indiriveriyor, bize de afiyet olsun demek düşüyor!