21 Haziran 2011 Salı

rengarenk hisler

Güzel oğlum, 17 Mayıs’ta nihayet askerden dönen babasına kavuştu. Ne kadar büyüdüğünü ve hareketli olduğunu kısacası tüm marifetlerini artık onunla da paylaşıyor! Sesimize ve dokunuşlarımıza tepki veriyor, sanki minik bir fok balığı gibi göbeğimin içinde bize yaptığı dansları keyifle izlettiriyor.

Geçenlerde O’nun için ilk alışverişimizi yaptık. Yaptık ama, nasıl yaptık bir de bize sorun. Elimize aldığımız her şey o kadar küçük geldi ki, gerçek bir çocuk mu yoksa oyuncak bebek mi giydireceğiz acaba diye düşünmekten kendimizi alıkoyamadık! Bir de baktık ki dükkanın ortasında durmuş, önünde pusetle gezen herkesi incelemeye başlamışız, ne alıyorlar ne yapıyorlar diye. İşin komik tarafı, bir yandan da soruyoruz: “Sizinki kaç aylık, hangi beden oluyor?” 

Ne büyük bir keyifmiş meğer insanın çocuğu için hazırlık yapması.. Dünya bir yana, O bir yana. Hele bir de siz tüm bunlarla tanışırken O da pıt pıt pıt içerden sizi yokluyorsa ve kıpırdanıyorsa iş başka bir eğlenceye dönüşüyor. Bakalım yanımıza geldiğinde bize daha neler hissettirecek? Dört gözle ve heyecanla seni bekliyoruz kuzucuğum..

18 Mayıs 2011 Çarşamba

içimdeki çocuk


İçimdeki çocuğun hala sesini duyarım, çok da hoşuma gider. Beni güldürür, içimi kıpır kıpır eder hatta her türlü umutsuzluğumu bir çırpıda alıp süpürüverir. Kısacası aramız iyidir kendisi ile. 


Geçenlerde kelimenin tam anlamıyla içimde bir çocuk olduğunu düşününce, çocuklar 2 tane oldu diye sevindim. İçimdeki çocuğa bir arkadaş gelmiş oldu böylece ! Ne mutlu bana ! İki tane akıl hocam oldu demektir bu; hem dinleyebileceğim hem de hissedebileceğim sürü sepet fikirle donatılmış oldum. Üstelik bunlar şimdi birbirlerine de arkadaşlık ettikleri için beni kim bilir ne muzur fikirlerle besleyecekler.. Hmmm, vay canına ! 

Korktum mu? Hiçte bile, BAYILDIM ! Keşke her dakika bir hınzırlık peşine olsalar da, uyuyan diğer çocukları da uyandırsalar. Şimdilerde kulak kesildim onları dinliyorum :) 

2 Mayıs 2011 Pazartesi

minik oğlum

Minik bir insan içinize yerleştiği andan itibaren çevrenizdeki pek çok kişi sizinle hislerini, tecrübelerini, yorumlarını paylaşmaya başlar. Bu enteresan bir süreçtir aslında; kimi fikir gülümsetir, kimi öğretir, kimi hayal kurdurur, kimi ise sizi düşündürür. 

Pek çok soru işareti havada asılı iken henüz, bazı sorular vardır ki cevaplarını ilk aklınıza düştüğü anda usulca dinlediğiniz bedeninizden almışsınızdır. İlk aylarda, çevremdeki pek çok kişinin tahminler yürüttüğü "acaba cinsiyeti ne?" sorusuna inanmazsınız ama hamile kalmadan yıllar önce benim bir cevabım vardı zaten. Bir oğlum olacağını hep hissetmiştim, nitekim bu his hamile kaldığımı öğrendiğimde de aynen devam etmişti. 

Ne enteresandır ki konuştuklarımın pek çoğu bize bir kız çocuğu yakıştırmıştı. Ali'ye ne tahmin ettiğini sorduğumda ise o da benim kadar emin bir hisle erkek olduğunu düşündüğünü söyledi. İşte o zaman iyice emin oldum, bizim bir oğlumuz olacak !

Merakla beklenen o gün geldiğinde, içimdeki küçük insan da hiç utanıp, sıkılmadan bize kim olduğunu minik pipisi ile gösterdi ! Şubat'ın son haftasında, ailemize bir küçük prens katılacağını işte bu şekilde öğrenmiş olduk..   

20 Şubat 2011 Pazar

dolunay

Bir süredir meditasyon yapmamıştım. Sevgili Filiz o gün (19 Ocak 2011) dolunay olduğunu hatırlatıp, 23.21'de tam dolunayın görülebileceği zamanda meditasyon yapmayı önerince içim kıpır kıpır oldu. 

Sessizliğin huzurunda akıp gidenleri gözlemledikçe içimi dolduran hissin coşku ve şükran olduğunu fark ettim. Bunun kaynağı ise çok açıktı ve o anda düşündüm ki bebeğimle birlikte ilk meditasyonumuz bu! Bu dinginliği ve uyanışı ilk defa biriyle beraber yaşamak fikri ise beni gülümsetti. Bu ne kadar ender bir his olsa gerek. Ruhuma ev sahipliği yapan bedenimi, küçük bir insanla paylaşıyor olduğum için belki de aynı hisleri onun da yaşadığını  düşündüm bir an.

Gözlerimi açmadan önce teşekkürlerimi sunarken, birlikteliğimize ve bu paylaşıma minnet duymadan geçemedim. İlk defa bu gerçeklikte, aynı bedende 2 kişi olduğumuzun farkına vardım. Yalnızlıktan hiç bu kadar uzak olmamıştım :)   

16 Şubat 2011 Çarşamba

ışık

1 Ocak 2011 gününe ışıkla uyandım. Bahsettiğim ışık, perdemin arasından sızan güneşin ışıklarına benzer, ancak biraz daha içimde yoğunlaşan bir ışıktı. Geride kalan yılın yorgunluğu sanki silinmiş, tap taze bir başlangıç için vücut kendini yeniden dinç kılmıştı. Yeni yılın henüz yaşanmamış heyecanları kapıya dayanmış, bir seferde yaşanmayı bekliyor gibiydiler! 

Çoktan mırıldanmaya başladığım melodilere ayak uydurmak için kalbim de tempo tutmaya koyuldu. İçim kıpır kıpır olmaya başladığında artık koca bir tebessüm yüzüme güzelce yerleşmişti. Çok uzun zamandır hissetmediğim kadar kendimi iyi hissettim. Sanki her şeyi yapabilecek gücünüz varmış gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? İşte aynen öyle hissettim. Kendimde o cesareti fark edince biraz daha heyecanladım, heyecanlanınca sabırsızlandım.. Sonra içten tanıdık bir ses, aceleci olmamam gerektiğini hatırlattı. Sakinledim. 

İnsan yoktan bu hislere kapılmıyor. Bir dürtü var motive eden. O kadar güçlü, o kadar eşsiz bir dürtü ki bu. Kaynağı aslında belli. Çok uzağa değil, kendi "içine" bakman yetiyor :) Henüz küçük ama sonsuz bir kaynak O. 

Yıla şükranlarımı sunarak başladım; yeni aileme..