20 Şubat 2011 Pazar

dolunay

Bir süredir meditasyon yapmamıştım. Sevgili Filiz o gün (19 Ocak 2011) dolunay olduğunu hatırlatıp, 23.21'de tam dolunayın görülebileceği zamanda meditasyon yapmayı önerince içim kıpır kıpır oldu. 

Sessizliğin huzurunda akıp gidenleri gözlemledikçe içimi dolduran hissin coşku ve şükran olduğunu fark ettim. Bunun kaynağı ise çok açıktı ve o anda düşündüm ki bebeğimle birlikte ilk meditasyonumuz bu! Bu dinginliği ve uyanışı ilk defa biriyle beraber yaşamak fikri ise beni gülümsetti. Bu ne kadar ender bir his olsa gerek. Ruhuma ev sahipliği yapan bedenimi, küçük bir insanla paylaşıyor olduğum için belki de aynı hisleri onun da yaşadığını  düşündüm bir an.

Gözlerimi açmadan önce teşekkürlerimi sunarken, birlikteliğimize ve bu paylaşıma minnet duymadan geçemedim. İlk defa bu gerçeklikte, aynı bedende 2 kişi olduğumuzun farkına vardım. Yalnızlıktan hiç bu kadar uzak olmamıştım :)   

16 Şubat 2011 Çarşamba

ışık

1 Ocak 2011 gününe ışıkla uyandım. Bahsettiğim ışık, perdemin arasından sızan güneşin ışıklarına benzer, ancak biraz daha içimde yoğunlaşan bir ışıktı. Geride kalan yılın yorgunluğu sanki silinmiş, tap taze bir başlangıç için vücut kendini yeniden dinç kılmıştı. Yeni yılın henüz yaşanmamış heyecanları kapıya dayanmış, bir seferde yaşanmayı bekliyor gibiydiler! 

Çoktan mırıldanmaya başladığım melodilere ayak uydurmak için kalbim de tempo tutmaya koyuldu. İçim kıpır kıpır olmaya başladığında artık koca bir tebessüm yüzüme güzelce yerleşmişti. Çok uzun zamandır hissetmediğim kadar kendimi iyi hissettim. Sanki her şeyi yapabilecek gücünüz varmış gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? İşte aynen öyle hissettim. Kendimde o cesareti fark edince biraz daha heyecanladım, heyecanlanınca sabırsızlandım.. Sonra içten tanıdık bir ses, aceleci olmamam gerektiğini hatırlattı. Sakinledim. 

İnsan yoktan bu hislere kapılmıyor. Bir dürtü var motive eden. O kadar güçlü, o kadar eşsiz bir dürtü ki bu. Kaynağı aslında belli. Çok uzağa değil, kendi "içine" bakman yetiyor :) Henüz küçük ama sonsuz bir kaynak O. 

Yıla şükranlarımı sunarak başladım; yeni aileme..
      

6 Şubat 2011 Pazar

minik kalp

Anne adayı olmadan önce bu konularda pek bilgim yoktu açıkçası. O nedenle, yaşadığım her yeni olay benim için yeni bir bakış açısı, taze bir nefes gibi. 

Ali ile gittiğimiz ilk doktor ziyaretinde küçüklüğü nedeniyle kendisini göremediğimiz, ancak varlığını teyit ettiğimiz minik insanı ilk görüşüm, 18 Aralık günü oldu. Yalnızca 6 haftalıktı. Aslına bakarsanız yine somut bir form gördüğüm söylenemez; dolgunca bir nokta ya da kısa tontiş bir çizgi gibi diyebilirim. Çok hoş. 

Hiç bir detayı kaçırmamak uğruna iyice gözlerimi açarak yattığım yerden ekrana eğilmiş bakarken, Cihangir Bey'in söylediği bir kaç kelimeyi kaçırdığımı saniyeler sonra fark ettim. Tam ne dediğini tekrar etmesini rica edecekken, odayı bir ses doldurdu. Dum dum dum.. Aynı ses kulaklarımdan geçip, beynime gerekli sinyali verdiği anda, kaçırdığım 3-4 kelimenin ne olduğunu anladım. Hayatımda bu kadar etkilendiğim bir an daha hatırlamıyorum. Zaman, o an benim için beş on saniye durdu ve yeni bir yaşamı algılamam için es verdi. Çok etkileyici. İnsan kahkahalarını ve göz yaşlarını tutamıyor. 

O zaman anladım ki, bir vücut formu aramama gerek yok. Atan minik bir kalbin olması yeter. O henüz bir kalp. Birazı Ali, birazı ben.. Kim bilir kalanı nasıl? 

Çıkarım: Kalp kırmayın deriz ya hep. Bu sözü, yaşadığım bu olayla artık farklı algılıyorum. Daha hiç bir şey yokken ortada, bir kalp var insana dair.. Hayretler verici değil mi? Mecazi anlamda bile kullanıyor olsak, kalbi kırmak, insanı kırmak demek.      

30 Ocak 2011 Pazar

hayat bir mucize..

Bekleyişin içinde bir an geliyor, enteresan bir şekilde değiştiğini hissediyor insan. İlk defa yaşanan bu hislere kayıtsız da kalamıyorsun, işte o zaman merak başlıyor..

Merakıma yenik düştüğüm gün, 4 Aralık 2010 oldu. Güzel, aydınlık bir cumartesi sabahı 5 dakikalık bir bekleyişin ardından renkler dönüverdi, kutucuklar doldu ve beklediğim cevabı gözlerimle ilk defa görmüş oldum. O anda hissettiğiniz duyguyu belki bir daha hiç, belki de takip eden yıllarda 1 ya da 2 kez - ama onları da şüphesiz bambaşka hislerle - hissedeceksiniz. Bu ÖZGÜN bir duygu. Eşi yok, benzeri yok.


Biraz anı yaşamaya ve içine girmekte olduğum süreci anlamaya çalıştım. Öyle hemen algılanacak bir şey olmadığını söylemeliyim! Zaman alıyor böylesine güçlü bir hissi işlemek, sindirmek. Sonra deriiin ve güzel bir nefesi içime çekip, içimde haykıran mutluluğu Ali'nin kulağına fısıldadım. Sonraki 10 dakikayı ikimize de sorsanız herhalde tasvir edemeyiz.


İşte 4 Aralık gününe böyle bir mucize ile uyandım. Aşk gerçekten de yaşama dönüşüyor..    

29 Kasım 2010 Pazartesi

beklerken..

Bunca zamandır merakla beklerken bir gerçeğe tesadüf ettim. Her şeyin bir zamanı var. Sizin ya da ortamın koşullarının hazır olması, "beklenen"in zamanı olduğunu göstermez. O'nun gelmesini istemekten ziyade, gelmek isteyebileceği zaman için sabırlı ve anlayışlı olmak daha önemli sanırım. 



Bu benim için çok anlamlı bir süreç oldu. Kendimi daha sakin ve sabırlı olmaya, daha açık fikirli yaklaşmaya teşvik etti. Sanıyorum en önemlisi de beklentilerimi bir kenara bırakıp, kalbimi açtığımı sandığımdan daha fazla açmak ve her şeyi akışına bırakmayı öğretti. 


Hazır olmak O'nu istemek değil. Hazır olmak bir nevi kabulleniş; doğayı, evreni, onların kendi süreçlerini anlamak. Ama anlamak da yeterli değil, buna saygı duymak ve bunun bir parçasında bulunduğumuzun farkında olmak gerekiyor. Değeri yadsınmayacak bir tecrübe oldu bu bana, şimdiden müteşekkirim O'na..