Geçen sene son baharı çok farkında geçiremediği gibi, kışın ve yağan karın da tadına varamamıştı Doğa. Geçtiğimiz kışın aksine, bu sene şansına sadece bir defa kar yağdı Ankara'ya. Fırsat bu fırsat diyerek ben de Doğa'yı karla tanıştırmak istedim.
Sabah uyandığında yatak odasından bahçenin karla kaplı olduğunu görünce önce bir a-aaa (bu ses gerçekten duyulmaya değer, bana kahkaha attırıyor) dedi sonra soğuk cama burnunu yapıştırıp, yakından görme çabası içine girdi. Bu minik olayla nefesinin camda buhar yaptığını da keşfeden Doğa'ya dışarıya çıkalım mı diye sordum. Başını iştahla yukarı aşağı salladı, gözleri koca kocaman.. Paltolar, ayakkabılar giyile, atkılar takıla o halde! Hemen bir çırpıda giyindik ve bahçeye çıktık.
Ben de en az onun kadar merak içindeydim. Acaba ne yapacaktı? Normalde paldır küldür verandadan çimlere koşan Doğa bu defa uzun uzun karla kaplı çim alanı seyretti.
- Kara basmak ister misin Doğa'cım?
- (Başıyla) I-ııh.
- Dokunmak ister misin peki?
- ..... (Ses yok)
- Biliyor musun, bu suyun katı hali. Hani içtiğimiz, elimizi yıkadığımız su var ya, o donunca minik kristaller oluşuyor. Bir sürü minik kristal var burada, kar tanesi yani. Yakından bakmak ister misin?
- ..... (Ses yok)
Elime biraz kar alıp ona uzattım, çekinerek dokundu.
- Soğuk değil mi?
- ..... (Sessizce evet anlamında başını sallıyor)
- Tutmak ister misin?
Elimden alıp 1-2 saniye bakıp, geri yere bıraktı.
- Peki, üzerinde dolaşmak ister misin?
- ..... (Sessizce evet anlamında başını sallıyor)
ve sonra bahçeye çıktık. Yerde dolaştıkça arkasında ayak izlerinin çıktığını ona gösterdiğimde çok hoşuna gitti. Bir adım atıyor, geriye dönüp bakıyor. Bir adım atıyor, geriye dönüp bakıyor. Yanakları soğuktan kızarana kadar gezdi durdu karın üzerinde. Böylece ilk defa karla da tanışmış oldu!