9 Haziran 2013 Pazar

yine bodrum

Bodrum ziyaretlerimizin Doğa'nın hayatına ne kadar katkı koyduğunu daha önceden yazmıştım. Bizim için Bodrum bir öğrenme ve büyüme yeri. Geçtiğimiz Nisan ayında 10 günlüğüne yine Bodrum'da idik. Bu sefer hem Doğa daha büyümüş, hem de artık Bodrum'u tanır hale gelmişti. Tahmin edeceğiniz üzere Doğa yine dolu dolu bir 10 gün geçirdi ve yeni ilklere imza attı. 

Bu gidişinde Doğa usta bahçivan ünvanını almaya hak kazandı. Her sabah erkenden uyanıp, dedesine bahçeyi sulamaya yardım etti. Hortum ve başındaki tabancasına hayran kalan Doğa, hızını alamayıp, bahçedeki süs havuzunu ve sokağı bile suladı. Tabi sabah sulamaları onu kesmeyince, akşam üstü plaj dönüşü bir posta daha suladı her yeri. Hiç yoruldu mu? Yok canım, olur mu? Kurbağa desenli yazlıkçı sandalyesi bile vardı, yorulursa oturarak sulasın diye!

Deniz kenarında ise dolu eğlence vardı Doğa için. Sevimli ördekler, azılı kaz kardeşler, kediler ve köpekler günün neşesi iken, kazma, kürek, tırmık ve kalıplar ise saatlerini geçirdiği oyuncakları oldu. Kumlara geçen senekinden daha fazla ilgi duyan Doğa, kum taneciklerini daha yakından gözlemleyebilmek için burnunu kumların arasına gömmeyi bile sorun görmedi kendine. İskelenin üzerine çıkıp, topladığı taşları denize atmayı ve taşları bittikçe etrafında kim varsa ondan daha fazla taş toplamasını istemeyi de ihmal etmedi. Güneşin yumuşadığı akşam saatlerinde bir şezlong bulup, keyif çatan Doğa, akşamları da günlük tutulan balıkları mideye indirdi (her Bodrum tatilinde yaptığı gibi).  


Doğa'nın bu seferki Bodrum ziyaretinin en enteresan ilki ise sabah 7.30'da sahile inip, yeni tutulmuş balıklardan birini kahvaltıda yemek oldu. Tekneyle iskeleye yanaştığı gibi balıkları Doğa'nın önüne döken Özer abinin yakaladığı koca bir palamut az sonra ızgarada pişmiş ve Doğa'nın önüne kahvaltı olarak konmuştu. 

Kumsalda oynadığı günlerde Doğa başka bir olaya daha tanıklık etti. Bir teknenin yaza hazırlanışı ve elden geçişini izledi. Günlerce ahşap parçaları zımparalanan, içi ve dışı temizlenen bir tekne, dönüşümüze 1 gün kala suya inmeye hazır hale geldi. Tabi son kontrol için Doğa da teknenin içine girip göz attı. Tekne hazırdı. İmece ile bakımı yapılan tekne, yine imece ile yaklaşık 15 kişi tarafından suya bırakıldığında kopan sevinç çığlıkları Doğa'yı çok mutlu etti. Böylece yerel zevkler ve alışkanlıklar da Doğa'nın hayatına dokunmuş oldu. 

Yine harika bir tatil yapmış, öğrenmiş ve büyümüş oldu Doğa.

6 Haziran 2013 Perşembe

yemek

Doğa yemeyi sevdiği kadar yemek yapmaya ve yemek yapılan malzemeleri tanımaya da meraklı. Mutfakta hep birlikteyiz, bana yemek yaparken yardımcı oluyor. 

En sevdiği işlerden biri köfte yoğurmak ve yuvarlamak. Sandalyeyi tezgahın kenarına çektik mi, Doğa kollarını sıvıyor ve sabırla köfte harcının hazırlanmasını bekliyor. Hepsi karışıp hazır olunca, Fisun Teyze'nin ona diktiği şef şapkasını takıyor ve parça parça kopararak, köfteleri yuvarlamaya başlıyor. Sonra tavaya da diziyor elbet. Tavaya dizerken sanıyorum bazen iyice tavaya yapıştıklarına emin olmak istiyor çünkü hepsinin üzerine üçer beşer şaplak atıp tek bir köfte haline gelene kadar yayılmalarına müsaade ediyor!

Başka bir mutfak eğlencesi ise kuru gıda dolabını her gün yeniden keşfe çıkmak. Dolabın kapağını açınca başka bir dünyaya adım atıyor Doğa sanki. Kavanozlar tek tek çıkıyor, kapakları açılıyor, koklanıyor ve tabi aralarından bazı şanslı gıdaların tadına bakılıyor.. Ne mi? Mesela bazı günler biraz kekik tadarken bazı günler, 1-2 mercimek tanesi deniyor. Bul biberin kokusunu içine kadar çekip, "acı" diyor ve kapağını kapatıyor. Arpa şehriye kavanozuna ise elini daldırıp, 10 dk kadar parmaklarının arasından kayış hissini yaşamaya bayılıyor Doğa. Ama alkışların çoğu tabi ki makarnaya gidiyor. 

Bizde ıskartaya çıkan tencere tavalar tabi ki Doğa'nın oluyor. Çünkü şef Doğa kendi hayali ocağında bu tencere ve tavalarla yemek pişiriyor. Bazı günler şekilli kurabiye kalıpları pişiriyor, bir gün çakıl taşları, sonraki gün de oyun hamuru pişiriyor. Hepsini itina ile diziyor, ama önce mutlaka tavanın dibine azıcık hayali zeytinyağı koyuyor. Çıt çıt sesi ile hayali ocağının altını yakıyor ve tahta kaşıklarla yemeğini güzelce karıştırıyor. 

Doğa, mutfağını temiz tutanlardan; dökülen saçılan birşey olursa hemen içeriden faraş ve süpürgeyi kapıp, ortalığı da temizliyor. Ne diyebilirim, bu merakı devam ederse Doğa ile birlikte yaşayanlar yaşadı!  

11 Nisan 2013 Perşembe

suyun kaldırma kuvveti

Su ve önlük demiştik ya, Doğa'nın oyunları çeşitlendi tabi. Şimdilerde akşam sefasını lavaboya doldurulan sular ve yüzdürülen gemiler ile yapıyor. 

Geçen gün yine birlikte bir keşfimiz oldu. Doğa banyo dolaplarından birini düzenlerken beyaz, yuvarlak, plastik bir parça buldu. Bu ne diye gösterdiğinde ilk başta ben de çözemedim. Sonradan hatırladım ki lavabonun su giderini tıkamaya yarayan parça. Hmmm. Nasıl anlatabilirim Doğa'cım sana? Hadi gel.. 

Çektik sandalyemizi lavabonun başına, Doğa çıktı üzerine ve dikkatle beni izlemeye başladı. Açtım musluğu, başladı sular akmaya. Tıpayı aldım kapattım deliğin üzerine ve demonstrasyon başladı. Doğa'nın tipik "a-aaaa" şaşırma sesiyle banyoda eğlence başladı. Su artık kaybolmuyor ve lavaboya doluyor! Büyük sevinç ve çoşkuyla alkışlar koptu. Ardından dolan suları elleriyle sevmeye sonra zevkle tokatlamaya başladı. Çığlıklar ve kahkahalar devam ederken aklıma yakın zamanda hediye gelen plastik gemiler geldi. "Bir dakika bekle Doğa'cım hemen geliyorum" diyip fırladım. "Yeşil, mavi, sarı ve kırmızı, dört tane gemimiz var, sence bunlar yüzer mi?" diye sordum. Soru işareti ile bana baktı Doğa. "Peki, denemek ister misin? Şap, şup, pat. Hepsi sırayla suya girdi. Lavaboya dolan suyun hikayesi birden eskidi ve suyun üzerinde kalan gemiler yeni bir gündem oluşturdu. 

- Suda yüzmek mi? 
- Nasıl oluyor bu iş? 
- Peki batmaz mı bunlar? 
- Bi bakayım.. 

Doğa'nın suyun kaldırma kuvvetini keşfinden kısa bir video sizlere..



ayakkabı

Hepimizin ayakkabıları kirleniyor. Biz de tozlanmış ya da çamur olmuş ayakkabılarımızı temizlemek için kullandığımız bezler ya da cilalı süngerleri kapı girişinde minik bir çekmecede tutuyoruz. Giyeceğimiz ayakkabı kirliyse temizleyip, öyle evden çıkıyoruz. Çok da farkında olmadan icra edilen günlük bir alışkanlık. Ama birisi fark etmiş! Bakınız Doğa bu ritüeli nasıl uyarlamış..


Haksız değil. Ayakkabının en kirli kısmı tartışmasız tabanı. Neden orası temizlenmesin ki? 

10 Nisan 2013 Çarşamba

kar

Geçen sene son baharı çok farkında geçiremediği gibi, kışın ve yağan karın da tadına varamamıştı Doğa. Geçtiğimiz kışın aksine, bu sene şansına sadece bir defa kar yağdı Ankara'ya. Fırsat bu fırsat diyerek ben de Doğa'yı karla tanıştırmak istedim. 

Sabah uyandığında yatak odasından bahçenin karla kaplı olduğunu görünce önce bir a-aaa (bu ses gerçekten duyulmaya değer, bana kahkaha attırıyor) dedi sonra soğuk cama burnunu yapıştırıp, yakından görme çabası içine girdi. Bu minik olayla nefesinin camda buhar yaptığını da keşfeden Doğa'ya dışarıya çıkalım mı diye sordum. Başını iştahla yukarı aşağı salladı, gözleri koca kocaman.. Paltolar, ayakkabılar giyile, atkılar takıla o halde! Hemen bir çırpıda giyindik ve bahçeye çıktık. 

Ben de en az onun kadar merak içindeydim. Acaba ne yapacaktı? Normalde paldır küldür verandadan çimlere koşan Doğa bu defa uzun uzun karla kaplı çim alanı seyretti. 



- Kara basmak ister misin Doğa'cım?
- (Başıyla) I-ııh. 
- Dokunmak ister misin peki? 
- ..... (Ses yok)
- Biliyor musun, bu suyun katı hali. Hani içtiğimiz, elimizi yıkadığımız su var ya, o donunca minik kristaller oluşuyor. Bir sürü minik kristal var burada, kar tanesi yani. Yakından bakmak ister misin? 
- ..... (Ses yok)

Elime biraz kar alıp ona uzattım, çekinerek dokundu. 

- Soğuk değil mi? 
- ..... (Sessizce evet anlamında başını sallıyor)
- Tutmak ister misin?

Elimden alıp 1-2 saniye bakıp, geri yere bıraktı. 

- Peki, üzerinde dolaşmak ister misin? 
- ..... (Sessizce evet anlamında başını sallıyor)

ve sonra bahçeye çıktık. Yerde dolaştıkça arkasında ayak izlerinin çıktığını ona gösterdiğimde çok hoşuna gitti. Bir adım atıyor, geriye dönüp bakıyor. Bir adım atıyor, geriye dönüp bakıyor. Yanakları soğuktan kızarana kadar gezdi durdu karın üzerinde. Böylece ilk defa karla da tanışmış oldu!