23 Ağustos 2012 Perşembe

ilk yaz tatili

Ailecek uzuuun zamandır yolunu gözlediğimiz tatile nihayet Temmuz sonunda çıkmayı başardık! Doğa'nın ilk tatili olan bu seyahat sırasında bir hayli gezdik; İzmir, Bodrum, Datça ve yine Bodrum'da kalarak çok eğlenceli ve bir o kadar da hareketli günler geçirdik. Bu seyahatin önemli ilkleri vardı tabi. Doğa'nın ilk denize ve havuza girişi, ilk kumda oynayışı, ilk 10 saatlik araba yolculuğu ve yazarken paylaşacağım daha niceleri. 

Yolculuğumuzun ilk durağı olan İzmir'de Doğa büyük babaannesi, büyük dedesini ve büyük anneannesini ziyaret etti, kuzenlerini gördü. Gümüldür'ün serin ve dalgalı sularında ilk kez deniz ile tanıştı, biraz korktu ve endişelendi ama dalgaları seyretmek hoşuna gitti. Sıcak bir 23 Temmuz günü akşamüstü sularında Ali, büyük anneanne ve ben Doğa'yı alıp deniz kenarına indik. Şapkası ve turkuvaz rengi mayosu ile Doğa dikkatle bundan sonra ne olacağını izliyordu. Babasının kucağında denizin karayla buluştuğu yere ulaştıktan sonra, önce ayakları serin sulara dokundu sonra da bedeni. Ancak şansına o gün dalgaların şahlanacağı ve kocaman sesler çıkaracağı tutmuştu. Doğa biraz ürktü ve ağlamaya başladı. Biz de o günlük denizi uzaktan seyretmeyi tercih edip, dalgaları dinledik. Ertesi gün kuzenlerimiz Buğra ve Nihan'la daha sakin ve hiç dalga olmayan bir kenara gittik, orası Doğa'nın pek hoşuna gitti, elleri ile şap şap suya vurup eğlendi.  

Bodrum'a geçtiğimizde bize Laura ve Ödül katıldılar. Torba koyunda güzel bir yerde yemek yedik. Çok sıcak olduğu için soğuk içecekler içmeyi tercih ettik ve bu içeceklerimizi Doğa ile paylaştık! İlk kez karpuzlu ve kavunlu smoothie'lerin tadına bakan Doğa'nın neşesi yüzünden okunuyordu. Yemeğin ardından ilk havuz sefasını yapan Doğa'yı, Ödül ve Laura yaptıkları su balesi ve oyunları ile çok eğlendirdiler. Sadece havuz sefası ile yetinmedik tabi, akşam üstü denize girdik ve suda oyunlar yaptık. Bodrum'un dalgasız ve sakin denizini daha çok sevdi Doğa. Denizden çıktıktan sonra ise "süt mısıııır" sesini duyar duymaz kendimize bir mısır ziyafeti çektik, bir ilkimiz de bu oldu! Mısır taneciklerinin suyunu emen ve olduğu gibi yutan Doğa, tahmin edeceğiniz üzere ertesi gün mısırları iç işlenmemiş şekilde vücudundan yolcu etti :)


Bir başka ilkimiz ise feribot yolculuğumuz idi. Bodrum'dan feribotla Datça'ya Şirin ve Defne'nin yanına geçtik. Sabah kahvaltısını denizin üzerinde seyahat ederken yapan Doğa, feribotun nasıl suda hareket ettiğini anlamaya çalışır gibiydi. Merakla kucağımda dalgaları ve uzaklaşan kara parçalarını izledi. Sonra elbette dosdoğru gözüne kestirdiği güzel feribot yolcularını gülücükleri ile baştan çıkarmaya koyuldu. Kendisi ile ilgilenen kızlar onu bütün yol oyaladı. Sonra bir de baktık ki Datça'ya gelmişiz! Bizi iskelede Şirin, Defne ve Cevdet Amca karşıladı. Ne büyük sevinç, artık Doğa'nın da bir arkadaşı vardı! 

Datça'da geçirdiğimiz 3 gün boyunca Doğa sevgili Defne ile çok güzel vakit geçirdi ve ondan yeni şeyler öğrendi. Birlikte yemek yiyip denize girdiler, Dağ Başını Duman Almış söyleyip rap rap yürüdüler. Doğa, Defne'nin havuzunda su fışkırtan oyuncaklarla tanıştı, Şirin'in lezzetli kabak yemeğinden yedi. Belki de en keyiflisi Kargı koyunda Defne ile birlikte denize girdiği zamandı. Çünkü arkadaşı ile birlikte denize girmek Doğa'yı oldukça rahatlatmıştı. Denizde onlarla birlikte yüzen ördekleri izleyip, biraz da tuzlu denizin tadına bakıp (!) eğlendiler. 

Datça dönüşü Defne, Şirin, Laura ve Ödül'e veda edip bir gece daha Bodrum'da kaldık. Doğa koca çipuraların tadına bakıp o gece yola çıkmadan önce güzelce karnını doyurdu. Bizim için unutlmaz bir ilk oldu bu tatil. 

Bizlere eşilik eden güzel ailemiz ve can dostlarımıza sonsuz teşekkürler. Doğa'nın bu ilklerini sizlerle paylaşabilmiş olmak bizim için çok keyifliydi.  

14 Ağustos 2012 Salı

ilk adımlar

Bu küçük insan hep oturacak mı sanıyorsunuz siz? Haziran'da bir gün geldi çattı ki Doğa koltuğa tutunup, artık önümü, sağımı, solumu şöyle başka açılardan da göreyim dedi ve hoop kendini ayağa kaldırdı. Ertesi gün uyandıktan sonra yatağının içinde ayağa kalkıp onu almam için beklemeye başladı derken, bizimkisi emekleme fazına uğramadan pıtır pıtır evde gezinmeye başladı. Tahmin etmiştim desem hata olmaz; Doğa pratik bir çocuk, uzun yollardansa biraz üstüne düşünüp kestirme alternatifleri tercih ediyor. Yahu ne işim var benim emeklemeyle diye düşünmüş olsa gerek, doğrudan yürümeye geçti. 


Benim açımdan hem mutluluk verici hem de tuhaf bir olay çünkü hayatımda ilk defa bu kadar kısa boylu bir insanla aynı mekanda hareket ediyorum. Gerçekten bazen gözlerime inanmakta zorlanıyorum, çok gülünç geliyor, kahkahayı patlatıyorum. Yahu bu kadar küçük ölçekli bir insan nasıl olabiliyor diye! Hayranlık uyandıran bir mevzu gerçekten. 

Kendinin de çok hoşuna gitmiş olsa gerek, engelleri aşıp, bir yerden bir yere ilerleyince bir sevinç çığlıkları kopuyor ki anlatamam. Müthiş. Bunları tutunarak yapıyor tabi. Masalar, sehpalar, dolaplar, duvarlar bu aralar en yakın dostu Doğa'nın. Onlara tutunup, sarılıp her yere gidiyor. Bizler aramıza onunla biraz mesafe koyup Doğa'yı çağırdığımızda kendi 4-5 adım atıp bizlere de yürümeye başladı. Çok değil, yakın gelecekte artık yürüyen ve kendi keşiflerini yapan bir Doğa ile karşılaşacaksınız!

anne olmak

Anne. Onsuz bir hayat düşünemiyorum. İçinde annem olmayan bir hayat benim için eksik bir hayat olurdu. İyi ki var diye hep şükretmişimdir. An-ımdan bile eksik olmasın varlığı. 

Bu sene ben de anneyim. "Doğa'nın annesi" olmak kadar bana mutluluk veren bir sıfat olamaz herhalde. Ne büyük şans ki aşık olmuşum, birlikte aşk olmuşuz ve can gelmiş katılmış aramıza. Tarifi yok anneliğin ve böylesi bir sevginin. 

Bana bu olağanüstü hisleri yaşattığın için teşekkür ederim Doğa'cım. Annen olmaya doyamıyorum ! 

22 Haziran 2012 Cuma

salıncak

İlk tanışma serin ama güneşli bir pazar gününe tesadüf etti. Oturmasına oturuyor ama koltukta değil, hareket ediyor ama kucakta ya da arabada değil. Peki ya nedir bu şey beni içine koydukları? Adını henüz öğrenemedim ama hoşuma gitti bu nesne. En iyisi mi bir gülümseyim, çünkü kendimi tutamıyorum, çok zevkli!

İlk çocuk bayramını Doğa salıncakların tepesinde kutladı. İleri geri sallanırken gözlerini kapatıyor, rüzgarı yüzünde hisseder gibi keyifleniyor, etrafa ve altından akan zemine bakıyor.. Karşısında durunca bir an için burunlarımızın ucu değecek kadar yakın ama bir an sonra uzanıp ta dokunamayacak kadar uzak oluyor. Güzel şeymiş bu salıncak. Hep salınsak, hep salınsak..

bahar

Baharı hep çok sevmişimdir. Doğa'nın canlanışı, filizlenen yeşiller, kuşların sessizliği bozan cıvıltıları içimi hep kıpır kıpır eder. Bu bahar, evimizin Doğa'sı ile bir başka anlamlı oldu. Onun sevinç kahkahaları ve kıkırdamaları ile dışarıdan çok önce bahar geldi evimize. Cemreler havaya, suya ve toprağa dokundu, Doğa da yeni keşifleri ve dönüm noktalarıyla bizlerin hayatına.. Anlayacağınız yeni bir döneme cap canlı girdik. 


Baharın gelişi pek çok kültürde şenlikler, ritüeller ve bir kaç hafta süren etkinliklerle kutlanır. Biz de Doğa ile neşemize neşe katmak ve bu yeniden doğuşu kutlamak için kendimize eğlenceler türettik. Juju ablamızın hediye ettiği tavşan kulaklarını taktık, Şahin teyzemizin boyadığı yumurtaları yakından inceledik. Bu arada bahçemizde iğne yaprakları açık yeşil tomurcuklarla bezenen mavi ladin dostumuzun ne kadar büyüdüğüne bakmayı da ihmal etmedik. Bu tatlı yarışın birincisi hala açık ara ile Doğa, tabi ki! Boyu uzayan, elleri ve ayakları tombikleşen Doğa artık eskisinden de hareketli. Üstelik yeni tanıdığı objelerin tadına bakmak ve kalite kontrolden geçirmek için artık 6 dişi var!