22 Haziran 2012 Cuma

bahar

Baharı hep çok sevmişimdir. Doğa'nın canlanışı, filizlenen yeşiller, kuşların sessizliği bozan cıvıltıları içimi hep kıpır kıpır eder. Bu bahar, evimizin Doğa'sı ile bir başka anlamlı oldu. Onun sevinç kahkahaları ve kıkırdamaları ile dışarıdan çok önce bahar geldi evimize. Cemreler havaya, suya ve toprağa dokundu, Doğa da yeni keşifleri ve dönüm noktalarıyla bizlerin hayatına.. Anlayacağınız yeni bir döneme cap canlı girdik. 


Baharın gelişi pek çok kültürde şenlikler, ritüeller ve bir kaç hafta süren etkinliklerle kutlanır. Biz de Doğa ile neşemize neşe katmak ve bu yeniden doğuşu kutlamak için kendimize eğlenceler türettik. Juju ablamızın hediye ettiği tavşan kulaklarını taktık, Şahin teyzemizin boyadığı yumurtaları yakından inceledik. Bu arada bahçemizde iğne yaprakları açık yeşil tomurcuklarla bezenen mavi ladin dostumuzun ne kadar büyüdüğüne bakmayı da ihmal etmedik. Bu tatlı yarışın birincisi hala açık ara ile Doğa, tabi ki! Boyu uzayan, elleri ve ayakları tombikleşen Doğa artık eskisinden de hareketli. Üstelik yeni tanıdığı objelerin tadına bakmak ve kalite kontrolden geçirmek için artık 6 dişi var!

16 Mayıs 2012 Çarşamba

çeşit


İlk diş çıktı dedik ya, arkadaşları onu yalnız bırakır mı hiç? Hemen ardından diğerleri de geldi! Alt iki ve üstteki dörtlü, ettiler altı. Ohhh, demeyin Doğa'nın keyfine. Tanımak için ağzına soktuğu her şeyi artık ısırabiliyor da kerata. 

Nisan başında "finger food" dedikleri, türkçe meali parmak yiyecekler olan çeşitli zamazingolar tüketmeye başladı Doğa. Aralarında kereviz sapı, kaşar peyniri, yeşil fasülye, türlü türlü biber, uzun ince fettucine parçaları ve pek de parmak şeklinde olmayan kuskus taneleri bulunuyor. Kuskuslarla arası pek iyi değil, hatta konuşabilse muhtemelen onlara gıcık olduğunu söyleyecek ama siz orasını karıştırmayın şimdilik. Bu yiyecekler için bir de ayrıca dip adı verilen soslar hazırlanıyor; yoğurtla, domatesle, peynirle. Hatta sarımsaklı yoğurtla bile tanıştık geçen gün ama ağzımız biraz yandı sanıyorum. Her lezzetin bir bedeli var tabi!

Minicik tontiş parmaklarını kullanmayı ve el-ağız koordinasyonunu geliştirmeyi de teşvik eden bu yeni renkli süreç, Doğa'nın olduğu kadar bizim de hoşumuza gidiyor çünkü fena sevimli anlar yakalıyoruz. Mesela her defasında "bu sefer hakkından geleceğim!" edasıyla parmaklarının arasına  kıstırmaya çalıştığı kuskuslar eline yapışıp ağzına girmeyince Doğa pek bi kızıyor. Ya da ağzına attığını sandığı zeytin parçalarını çiğnemeye çalışıp, aslında ağzının boş olduğunu fark ettiğinde üstünü başını kontrol edip nereye düşmüş olabileceğini araştırıyor. 


Kaybolan yiyecekler oldukça enteresan yerlerden çıkıyor; oturduğu sandalyenin kenarlarından, kollarının içinden ve hatta kulaklarının arkasında bile kuskus taneleri bulmuşluğumuz var! Bunları nasıl başarıyor bilmiyorum ama gerçekten Houdini'ye taş çıkarır cinsten numaraları var. 


Yeni tatları denemeyi seviyor Doğa. Bizimle sofrada otururken yediklerimizi dikkatlice inceliyor, önceden görmediği yiyecekler için küçük sevinç çığlıkları atarak, ilgisini ve heyecanını bizimle paylaşıyor. Yeni tanıştığı her yiyecekte yüzünü ekşitip, sevmeyecekmiş numarası yapsa da afiyetle hepsini mideye indiriveriyor, bize de afiyet olsun demek düşüyor!




ilk diş

Çoktandır bekliyorduk ilk dişimizi. Tatlı tatlı kaşınmaları gidermek için ne buluyorsa ağzına sokuyordu Doğa'cık.  21 Mart günü bir de baktık ki alt sol dişi çıkmış bile! Aslında çok şaşırtıcı, çünkü bir gün önce orada olmayan minik beyaz diş bir gecede çıkmaya karar vermiş. Küçük bir insanın gelişimine bu kadar yakından tanıklık etmek çok aydınlatıcı oluyor doğrusu.  

Tabi ilk dişin çıkışı bir nevi dönüm noktası, üstelik bu günün ekinoksa denk gelmesi de beni iyice büyüledi ve olayın anlamına anlam kattı. E, o halde bunu kutlamak gerek. En iyisi bir diş buğdayı yapalım diye düşündüm, fakat kulağıma çalınan bir kaç bilgi dışında diş buğdayının nasıl ve ne amaçla yapıldığını pek de bilmiyordum. O yüzden araştırmaya karar verdim, iyi ki de yapmışım çünkü öğrendikçe hoşuma gitti bu seramoni. 

Türk kültüründe buğday, var oluşu ve insanın hayatla olan mücadelesini simgelermiş. Diş çıkarmak ise bebeğin gelişimin önemli adımlarından biri, yani hayatla mücadelenin belki de ilk adımı. Diş buğdayı töreni de bu gelişimin sağlıklı bir şekilde devam etmesi ve dişlerinin kolaylıkla çıkması için düzenlenirmiş. Buğday, temel besinlerden biri olarak insanın gelişimine vesile olduğu gibi bu ritüelde de hayatı temsil ediyor. Dişler de çok anlamlı bir şekilde ilişkilendirilmiş; deniyor ki dişler olmadan insanlar yiyecekleri (yani hayatı) işleyemez. Dolayısı ile ilk dişin çıkışı yiyecekleri (hayatı) işlemeye başlayışın simgesi. Bu törenle, aynı zamanda bebeğin ailenin bağımsız bir bireyi olduğu kabul edilir, hatta sosyalleşmesinin ilk adımı olarak nitelendirilirmiş. Ne hoş!  

Ritüelinin en önemli bileşeni ise buğdaydan elde edilen iri bulgurdan hazırlanan yiyecek. Haşlanan iri bulgurlara mevsim meyveleri, ceviz, fındık ve şekerlemeler de eklenebiliyor. Diş buğdayının bana göre en eğlenceli kısmı ise bebeğin önüne seçmesi için konulan objeler. Bu objelerin, ilerde bebeğin seçeceği mesleğe hatta kişiliğine dair ip uçları verdiğine inanılırmış.  

Tüm bu bilgilerden yola çıkarak, kendi yorumumuzla 24 Mart'ta Doğa'ya bir diş buğdayı düzenledik. Ailecek Doğa'nın ilk dişinin çıkışını kutladık. Diş buğdayının tadına baktıktan sonra Doğa'nın önüne çeşitli objeler koyduk. Neler mi? Makas, ayna, cetvel, gezi ve felsefe kitapları, flüt, cüzdan, yumurta çırpacağı ve hatta bir hokey pakı bile koyduk! Peki Doğa ne seçti dersiniz? Gezi kitabını. Bu seçimi beni pek keyiflendirdi doğrusu; onu yıllar sonra bir gezgin olmuş, yollara düşmüş, yeni yerler, insanlar ve kültürler tanımaya çalışırken hayal ettim. Ben böyle düşüncelere dalmışken, sevgili oğlum belki de ilk defa gördüğü bu değişik nesnelerin her birinin tadına, kokusuna ve dokunuşuna bakarak yeni keşifler yapmak peşindeydi! Böylece diş buğdayı aslında gerçek amacına ulaştı ve Doğa yeni objeleri tanıma ve bizzat test etme fırsatı buldu.  

Madem ki ilk dişin çıkışı yaşamla bu kadar güzel özdeşleştirilmiş, ben de oğluma bir dilekte bulunmak isterim: Güzel insan Doğa, dilerim hayatını kendinden güç alarak ve evrenin tüm güzelliklerini görerek yaşarsın. Hayatın sunduklarını kıtır kıtır öğütmen ve sindirmen umuduyla.. 

31 Ocak 2012 Salı

şarkı

Ben onu şarkılarla tanıştırdığımda Doğa henüz minicikti. Minicikti derken gerçekten minicik; bir kaç haftalıktı ve karnımdaydı. Önceleri kendim mırıldanıyordum ona, sonradan dinletmeye de başladım. Pek çok türde müzik dinlettim ona. Özellikle çok sevdikleri de oldu tabi; neşeli valsler de bunların arasındaydı. 

Dinlediği müzikleri sevdiğini nasıl mı anladım? Tepkilerinden. Bir keresinde radyo yayını kesilince içeriden "tık tık tık" diye beni uyardığı bile olmuştu! O zamandan anlamıştım içi müzik dolu bir çocuk olacağını. Birlikte perküsyon dersleri bile aldık. O yüzden ritim tutmaya da alışık, hatta eşlik etmeyi de sever. 

Doğa, doğduğundan beri müzikle dans etmenin keyfiyle de tanıştı. Birlikte danslar ediyor, sevdiğimiz şarkıların tadını çıkarıyoruz. Ama bundan da eğlencelisi Doğa'nın kendi şarkılarını dinlemek. Sabahları uyandığında minik sevinç çığlıkları eşliğinde mırıldandığı şarkıları ezberlemek istesem de, her sabah yenisini söylediği için bir türlü hatırımda tutamıyorum! Bir de akşam uyumadan önce söylediği ninniler var, onlar da ayrı bir harika. Kendisi de çok beğeniyor olmalı çünkü söylediği her ninniyi 1-2 dakikadan fazla söyleyemeden uyuyakalıyor! Bize de ona renkli rüyalar dilemek düşüyor..

14 Aralık 2011 Çarşamba

Doğa'nın dostları

Doğa'nın şimdiden bir dolu arkadaşı var. Bizim arkadaşlarımız ve çocukları haricinde hayvan ve bitki dünyasından da yeni dostlar edindi kendisi. Bahçemize onu görmeye gelen İbibik kuşu, bu dostlarından ilki oldu. Eylül ayının ilk yarısında her sabah Doğa'ya günaydın demeye gelen güzel İbibik Kuşu gidince aynı ayın sonlarında 10-12 tane keklik konuk oldu bahçemize. Verandamızda toplanan bu güzel kuşları Doğa önceleri tavuk sandıysa da keklik olduklarını yakından bakarak öğrendi. Birkaç gece bahçe demirlerimize oturan baykuşun "hu hu" sesleri ile uyudu, bazı sabahlar ise kaplumbağanın masalların aksine ne kadar hızlı yürüyebildiğine tanık oldu Doğa. 

Belki de en anlamlılarından biri kadim dostumuz Sunny ile tanışmaları idi. Doğa'nın minik ellerini koklamaya çalışan Sunny beklediği ilgiyi göremeyince havlayarak kendini tanıttı. Doğa bundan çok etkilenmiş olmalı ki, bazı sabahlar uyandığında "rüyanda neler gördün?" diye soruyorum, bana "hauv hauv hauv" diye cevap veriyor! 

Tüm hayvan dostlarının dışında, evimizdeki bitkilere de Doğa'nın ilgisi büyük. Her sabah uyandığında hepsine günaydın derken kimisinin yeşil uzun yapraklarını, kimisinin çiçeklerini, kimisinin de tavana kadar yükselen dallarını dakikalarca seyrediyor. 

Geçen gün bahçemizde ağırlamak üzere bir dostu daha davet ettik ailemize. Yeni dostumuz bir mavi ladin. Henüz minik, Doğa gibi. Doğa'nın onunla birlikte büyümekten zevk alacağını düşündük. Yeni dostu ile şimdiden tatlı bir rekabet başladı bile aralarında; bakalım kimin boyu daha çabuk uzuyacak?