22 Haziran 2012 Cuma
bahar
16 Mayıs 2012 Çarşamba
çeşit
Kaybolan yiyecekler oldukça enteresan yerlerden çıkıyor; oturduğu sandalyenin kenarlarından, kollarının içinden ve hatta kulaklarının arkasında bile kuskus taneleri bulmuşluğumuz var! Bunları nasıl başarıyor bilmiyorum ama gerçekten Houdini'ye taş çıkarır cinsten numaraları var.
Yeni tatları denemeyi seviyor Doğa. Bizimle sofrada otururken yediklerimizi dikkatlice inceliyor, önceden görmediği yiyecekler için küçük sevinç çığlıkları atarak, ilgisini ve heyecanını bizimle paylaşıyor. Yeni tanıştığı her yiyecekte yüzünü ekşitip, sevmeyecekmiş numarası yapsa da afiyetle hepsini mideye indiriveriyor, bize de afiyet olsun demek düşüyor!
ilk diş
Tabi ilk dişin çıkışı bir nevi dönüm noktası, üstelik bu günün ekinoksa denk gelmesi de beni iyice büyüledi ve olayın anlamına anlam kattı. E, o halde bunu kutlamak gerek. En iyisi bir diş buğdayı yapalım diye düşündüm, fakat kulağıma çalınan bir kaç bilgi dışında diş buğdayının nasıl ve ne amaçla yapıldığını pek de bilmiyordum. O yüzden araştırmaya karar verdim, iyi ki de yapmışım çünkü öğrendikçe hoşuma gitti bu seramoni.
Ritüelinin en önemli bileşeni ise buğdaydan elde edilen iri bulgurdan hazırlanan yiyecek. Haşlanan iri bulgurlara mevsim meyveleri, ceviz, fındık ve şekerlemeler de eklenebiliyor. Diş buğdayının bana göre en eğlenceli kısmı ise bebeğin önüne seçmesi için konulan objeler. Bu objelerin, ilerde bebeğin seçeceği mesleğe hatta kişiliğine dair ip uçları verdiğine inanılırmış.
Tüm bu bilgilerden yola çıkarak, kendi yorumumuzla 24 Mart'ta Doğa'ya bir diş buğdayı düzenledik. Ailecek Doğa'nın ilk dişinin çıkışını kutladık. Diş buğdayının tadına baktıktan sonra Doğa'nın önüne çeşitli objeler koyduk. Neler mi? Makas, ayna, cetvel, gezi ve felsefe kitapları, flüt, cüzdan, yumurta çırpacağı ve hatta bir hokey pakı bile koyduk! Peki Doğa ne seçti dersiniz? Gezi kitabını. Bu seçimi beni pek keyiflendirdi doğrusu; onu yıllar sonra bir gezgin olmuş, yollara düşmüş, yeni yerler, insanlar ve kültürler tanımaya çalışırken hayal ettim. Ben böyle düşüncelere dalmışken, sevgili oğlum belki de ilk defa gördüğü bu değişik nesnelerin her birinin tadına, kokusuna ve dokunuşuna bakarak yeni keşifler yapmak peşindeydi! Böylece diş buğdayı aslında gerçek amacına ulaştı ve Doğa yeni objeleri tanıma ve bizzat test etme fırsatı buldu.
Madem ki ilk dişin çıkışı yaşamla bu kadar güzel özdeşleştirilmiş, ben de oğluma bir dilekte bulunmak isterim: Güzel insan Doğa, dilerim hayatını kendinden güç alarak ve evrenin tüm güzelliklerini görerek yaşarsın. Hayatın sunduklarını kıtır kıtır öğütmen ve sindirmen umuduyla..
31 Ocak 2012 Salı
şarkı
Ben onu şarkılarla tanıştırdığımda Doğa henüz minicikti. Minicikti derken gerçekten minicik; bir kaç haftalıktı ve karnımdaydı. Önceleri kendim mırıldanıyordum ona, sonradan dinletmeye de başladım. Pek çok türde müzik dinlettim ona. Özellikle çok sevdikleri de oldu tabi; neşeli valsler de bunların arasındaydı. Dinlediği müzikleri sevdiğini nasıl mı anladım? Tepkilerinden. Bir keresinde radyo yayını kesilince içeriden "tık tık tık" diye beni uyardığı bile olmuştu! O zamandan anlamıştım içi müzik dolu bir çocuk olacağını. Birlikte perküsyon dersleri bile aldık. O yüzden ritim tutmaya da alışık, hatta eşlik etmeyi de sever.
Doğa, doğduğundan beri müzikle dans etmenin keyfiyle de tanıştı. Birlikte danslar ediyor, sevdiğimiz şarkıların tadını çıkarıyoruz. Ama bundan da eğlencelisi Doğa'nın kendi şarkılarını dinlemek. Sabahları uyandığında minik sevinç çığlıkları eşliğinde mırıldandığı şarkıları ezberlemek istesem de, her sabah yenisini söylediği için bir türlü hatırımda tutamıyorum! Bir de akşam uyumadan önce söylediği ninniler var, onlar da ayrı bir harika. Kendisi de çok beğeniyor olmalı çünkü söylediği her ninniyi 1-2 dakikadan fazla söyleyemeden uyuyakalıyor! Bize de ona renkli rüyalar dilemek düşüyor..
14 Aralık 2011 Çarşamba
Doğa'nın dostları
Doğa'nın şimdiden bir dolu arkadaşı var. Bizim arkadaşlarımız ve çocukları haricinde hayvan ve bitki dünyasından da yeni dostlar edindi kendisi. Bahçemize onu görmeye gelen İbibik kuşu, bu dostlarından ilki oldu. Eylül ayının ilk yarısında her sabah Doğa'ya günaydın demeye gelen güzel İbibik Kuşu gidince aynı ayın sonlarında 10-12 tane keklik konuk oldu bahçemize. Verandamızda toplanan bu güzel kuşları Doğa önceleri tavuk sandıysa da keklik olduklarını yakından bakarak öğrendi. Birkaç gece bahçe demirlerimize oturan baykuşun "hu hu" sesleri ile uyudu, bazı sabahlar ise kaplumbağanın masalların aksine ne kadar hızlı yürüyebildiğine tanık oldu Doğa. Belki de en anlamlılarından biri kadim dostumuz Sunny ile tanışmaları idi. Doğa'nın minik ellerini koklamaya çalışan Sunny beklediği ilgiyi göremeyince havlayarak kendini tanıttı. Doğa bundan çok etkilenmiş olmalı ki, bazı sabahlar uyandığında "rüyanda neler gördün?" diye soruyorum, bana "hauv hauv hauv" diye cevap veriyor!
Tüm hayvan dostlarının dışında, evimizdeki bitkilere de Doğa'nın ilgisi büyük. Her sabah uyandığında hepsine günaydın derken kimisinin yeşil uzun yapraklarını, kimisinin çiçeklerini, kimisinin de tavana kadar yükselen dallarını dakikalarca seyrediyor.
Geçen gün bahçemizde ağırlamak üzere bir dostu daha davet ettik ailemize. Yeni dostumuz bir mavi ladin. Henüz minik, Doğa gibi. Doğa'nın onunla birlikte büyümekten zevk alacağını düşündük. Yeni dostu ile şimdiden tatlı bir rekabet başladı bile aralarında; bakalım kimin boyu daha çabuk uzuyacak?
Etiketler:
bahçe,
bitki,
hayvan,
mavi ladin,
rüya
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)