6 Şubat 2011 Pazar

minik kalp

Anne adayı olmadan önce bu konularda pek bilgim yoktu açıkçası. O nedenle, yaşadığım her yeni olay benim için yeni bir bakış açısı, taze bir nefes gibi. 

Ali ile gittiğimiz ilk doktor ziyaretinde küçüklüğü nedeniyle kendisini göremediğimiz, ancak varlığını teyit ettiğimiz minik insanı ilk görüşüm, 18 Aralık günü oldu. Yalnızca 6 haftalıktı. Aslına bakarsanız yine somut bir form gördüğüm söylenemez; dolgunca bir nokta ya da kısa tontiş bir çizgi gibi diyebilirim. Çok hoş. 

Hiç bir detayı kaçırmamak uğruna iyice gözlerimi açarak yattığım yerden ekrana eğilmiş bakarken, Cihangir Bey'in söylediği bir kaç kelimeyi kaçırdığımı saniyeler sonra fark ettim. Tam ne dediğini tekrar etmesini rica edecekken, odayı bir ses doldurdu. Dum dum dum.. Aynı ses kulaklarımdan geçip, beynime gerekli sinyali verdiği anda, kaçırdığım 3-4 kelimenin ne olduğunu anladım. Hayatımda bu kadar etkilendiğim bir an daha hatırlamıyorum. Zaman, o an benim için beş on saniye durdu ve yeni bir yaşamı algılamam için es verdi. Çok etkileyici. İnsan kahkahalarını ve göz yaşlarını tutamıyor. 

O zaman anladım ki, bir vücut formu aramama gerek yok. Atan minik bir kalbin olması yeter. O henüz bir kalp. Birazı Ali, birazı ben.. Kim bilir kalanı nasıl? 

Çıkarım: Kalp kırmayın deriz ya hep. Bu sözü, yaşadığım bu olayla artık farklı algılıyorum. Daha hiç bir şey yokken ortada, bir kalp var insana dair.. Hayretler verici değil mi? Mecazi anlamda bile kullanıyor olsak, kalbi kırmak, insanı kırmak demek.      

30 Ocak 2011 Pazar

hayat bir mucize..

Bekleyişin içinde bir an geliyor, enteresan bir şekilde değiştiğini hissediyor insan. İlk defa yaşanan bu hislere kayıtsız da kalamıyorsun, işte o zaman merak başlıyor..

Merakıma yenik düştüğüm gün, 4 Aralık 2010 oldu. Güzel, aydınlık bir cumartesi sabahı 5 dakikalık bir bekleyişin ardından renkler dönüverdi, kutucuklar doldu ve beklediğim cevabı gözlerimle ilk defa görmüş oldum. O anda hissettiğiniz duyguyu belki bir daha hiç, belki de takip eden yıllarda 1 ya da 2 kez - ama onları da şüphesiz bambaşka hislerle - hissedeceksiniz. Bu ÖZGÜN bir duygu. Eşi yok, benzeri yok.


Biraz anı yaşamaya ve içine girmekte olduğum süreci anlamaya çalıştım. Öyle hemen algılanacak bir şey olmadığını söylemeliyim! Zaman alıyor böylesine güçlü bir hissi işlemek, sindirmek. Sonra deriiin ve güzel bir nefesi içime çekip, içimde haykıran mutluluğu Ali'nin kulağına fısıldadım. Sonraki 10 dakikayı ikimize de sorsanız herhalde tasvir edemeyiz.


İşte 4 Aralık gününe böyle bir mucize ile uyandım. Aşk gerçekten de yaşama dönüşüyor..    

29 Kasım 2010 Pazartesi

beklerken..

Bunca zamandır merakla beklerken bir gerçeğe tesadüf ettim. Her şeyin bir zamanı var. Sizin ya da ortamın koşullarının hazır olması, "beklenen"in zamanı olduğunu göstermez. O'nun gelmesini istemekten ziyade, gelmek isteyebileceği zaman için sabırlı ve anlayışlı olmak daha önemli sanırım. 



Bu benim için çok anlamlı bir süreç oldu. Kendimi daha sakin ve sabırlı olmaya, daha açık fikirli yaklaşmaya teşvik etti. Sanıyorum en önemlisi de beklentilerimi bir kenara bırakıp, kalbimi açtığımı sandığımdan daha fazla açmak ve her şeyi akışına bırakmayı öğretti. 


Hazır olmak O'nu istemek değil. Hazır olmak bir nevi kabulleniş; doğayı, evreni, onların kendi süreçlerini anlamak. Ama anlamak da yeterli değil, buna saygı duymak ve bunun bir parçasında bulunduğumuzun farkında olmak gerekiyor. Değeri yadsınmayacak bir tecrübe oldu bu bana, şimdiden müteşekkirim O'na..    

26 Ekim 2010 Salı

nasıl oluyor bu iş?

"Yola çıkma zamanıdır" dedi ya o İç Ses bir kere, taktı koluna Kalbi, düştü yollara.. Düşen bir onlar olsa keşke, değil. Takıldı mı Zihin de onlara? Hah, şimdi ekip tamam. Bu üçlü, o gün bugündür birlikte yol alıyorlar.

Zihin durmuyor tabi, kuruyor da kuruyor "nasıl oluyor bu iş" diye. Kalp bir yandan hisleniyor onun dediklerine. İç Ses hiç durur mu? O da yumurtluyor bir şeyler. Geçen gün kafa kafaya verip bir teori geliştirdiler, pek hoşuma gitti.

Zihin: Bu bir birikim olsa gerek..

Kalp: Nasıl bir birikim? 

Zihin: Yani, yaşam, başka yaşanmışlıklardan türüyor olsa gerek diye düşünüyorum.

İç Ses: Tuhaf, ama sanırım ne demek istediğini anladım. Hatta öyle bir birikim ki bu, kalıbına sığmadığı için taşmaya zorlanıyor ve kendine yeni yerler arıyor, doğru mu?

Zihin: Aynen öyle.. 

Kalp: (heyecan içinde) Bendeki sevgi gibi mi mesela?! Büyüyor, büyüyor sonra öyle bir noktaya geliyor ki artık onu paylaşmak zorunda kalıyorum.

Zihin ve İç Ses: (sessizlik) ... Evet !


Ve işte teori böyle bir sohbette ortaya atılıverdi..

Sen ve ben; yaşadık, yaşadık, biriktirdik durduk.. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Taş üstüne taş koyduk, bugüne geldik. Önce aşık, sonra aşk olduk. Şimdi ise taşmak zamanı. Bakalım nasıl olacak? Her anı seninle heyecan verici, sağol.

7 Ekim 2010 Perşembe

yeni bir yolculuk


Sanırım hazırım.. Anne olmak fikri o kadar heyecanlandırıyor ki beni. İçimde yaşattığım aşkın hayata dönüşebilecek olması akla hayale sığmayacak bir mucize gibi. 

Yaşadığım bu duyguları yazmam gerektiğini düşündüm bugün. Hislerimin tarihçesi olursa bir gün geriye baktığımda bu hisleri o anda yaşadığım gibi kaydetmiş olmaktan dolayı iyi hissedeceğim. Unutacağım hisler değil bunlar elbet, ama her şeyin ilk başladığı bu günleri anlattığım satırları okumak kuşkusuz büyük zevk olacak. 


Ve işte böyle.. Yolculuk bugün, bu şekilde başladı..