Anne adayı olmadan önce bu konularda pek bilgim yoktu açıkçası. O nedenle, yaşadığım her yeni olay benim için yeni bir bakış açısı, taze bir nefes gibi.
Ali ile gittiğimiz ilk doktor ziyaretinde küçüklüğü nedeniyle kendisini göremediğimiz, ancak varlığını teyit ettiğimiz minik insanı ilk görüşüm, 18 Aralık günü oldu. Yalnızca 6 haftalıktı. Aslına bakarsanız yine somut bir form gördüğüm söylenemez; dolgunca bir nokta ya da kısa tontiş bir çizgi gibi diyebilirim. Çok hoş.
Hiç bir detayı kaçırmamak uğruna iyice gözlerimi açarak yattığım yerden ekrana eğilmiş bakarken, Cihangir Bey'in söylediği bir kaç kelimeyi kaçırdığımı saniyeler sonra fark ettim. Tam ne dediğini tekrar etmesini rica edecekken, odayı bir ses doldurdu. Dum dum dum.. Aynı ses kulaklarımdan geçip, beynime gerekli sinyali verdiği anda, kaçırdığım 3-4 kelimenin ne olduğunu anladım. Hayatımda bu kadar etkilendiğim bir an daha hatırlamıyorum. Zaman, o an benim için beş on saniye durdu ve yeni bir yaşamı algılamam için es verdi. Çok etkileyici. İnsan kahkahalarını ve göz yaşlarını tutamıyor.
O zaman anladım ki, bir vücut formu aramama gerek yok. Atan minik bir kalbin olması yeter. O henüz bir kalp. Birazı Ali, birazı ben.. Kim bilir kalanı nasıl?
Çıkarım: Kalp kırmayın deriz ya hep. Bu sözü, yaşadığım bu olayla artık farklı algılıyorum. Daha hiç bir şey yokken ortada, bir kalp var insana dair.. Hayretler verici değil mi? Mecazi anlamda bile kullanıyor olsak, kalbi kırmak, insanı kırmak demek.


